ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  2- Fethullah GÜLEN Örneği
 
2- Fethullah GÜLEN Örneği

Fethullah GÜLEN, Peygamberimizin amcası Hamza’nın kendine, sayılamayacak kadar çok yardım ettiğini iddia eder ve onlardan birini şöyle anlatır:

Ankara’dan İstanbul’a geliyoruz... “Kartal civarına kadar geldik. Hava hafif hafif yağıyordu. Oralarda çukurca bir yer varmış; tam biz oraya yaklaşmıştık ki, yağmur olanca hızıyla şiddetlendi. Rampanın dibine indiğimizde de bujileri su aldı ve araba stop etti. Bir-iki dakika içinde su kabardı ve bizim arabayı yüzdürmeye başladı. Her geçen dakika su daha da kabarıyor ve bir afet halini alıyordu. Öyle ki kısa bir müddet sonra kalas yüklü kamyonları bile kaldırıp, sağa sola sürüklemeye başladı. Camı biraz açayım, dedim, içeriye dolan su üçümüzü de sırılsıklam ıslattı. Hemen camı kapattım. Elden bir şey gelmiyordu. Koca otobüs ve kamyonlar dahi suyun yüzünde adeta saman çöpüne dönmüşlerdi. Hatta onlardan birkaçı, sağımızdan, solumuzdan geçerken “Geçen sene burada bir sürü taksi sürüklendi gitti.” diyerek moralimizi de bozdular... Ya araba kıyıdaki bariyerlere vurur da parçalanırsa; halbuki emanet.. durmadan bunları düşünüyorum...

Bir ara baktım büyük bir kalas bize doğru geliyor. Aklımdan, şu kalas bizim ile sütre arasında dursa hiç olmazsa araba kıyıdaki sütrelere çarpmaz diye düşündüm ve tam o esnada arkadaşlara “dua edin” dedim. Kendim de “Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena Hamza!” diyerek o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim. Üzerimize doğru gelmekte olan kalas, yanımızdan geçerek gözden kayboldu... Ve hayrettir selin mecrası birden değişti, hızı da azaldı... Olayın şahitleri var. Bu değişikliği ve birden selin hızının azalmasını fiziki kanunlarla izah imkansız. Hiçbirimizin şüphesi kalmadı ki, Cenab-ı Hakk o mukaddes ve yüce ruhu istihdam buyurdu ve yardımımıza gönderdi... [1].

Hem “Ya Seyyidenâ Hamza! Ya Seyyidenâ Hamza!” yani “Efendimiz Hamza, efendimiz Hamza yetiş!..” diyor, hem de “o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim” diyor.

Bunun neresi Allah’a dua? 

Sonra şöyle diyor:

“Ehl-i tahkik, şahıslardan istimdat etmeyi mahzurlu görürler. Kanaatimce her meselede olduğu gibi, bu meselede de ölçüyü iyi ayarlamak, ifrat ve tefritten kaçınmak gerekir. Bize göre büyük ve mukaddes ruhlardan istimdat olabilir; fakat kalbin ibresi her an Cenab-ı Hakk’ı göstermelidir. Yani bu büyüklere, vesile ve vasıtalıktan öte tasarruf adına hiçbir paye verilmemelidir. Zaten onları vesile olarak istihdam buyuracak da yine Cenab-i Hak’tır. O dilemedikten sonra, hiç kimsenin, hiçbir meselede yardımcı olması, bir şey yapması mümkün değildir. Ama, Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder; halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder.” Bu hususu da böyle tespit ettikten sonra: Büyük ve mukaddes ruhlar ceset kafesinden kurtulduklarında, adeta bir melek haline gelirler... Hele bunlardan, canlarını yüce, yüksek bir ideal ve davaya adamış olanlar, kendileriyle aynı düşünceyi paylaşanları Allah’ın izniyle her zaman destekler, onlara arka çıkar ve onları korurlar. Ama, arz ettiğim gibi frekans birliği şarttır”.

İsa’ya Allah diyen Katolikler de benzeri ifadeleri kullanarak şöyle diyorlar: “İsa kendiliğinden bir şey yapamaz. Her şeyi kendisini gönderen Baba’dan alır[2]. Şimdi o, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır”[3]. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İşte Rabbiniz olan Allah… Hakimiyet onundur. Onun yakınından çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. 

Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak saymanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyin iç yüzünü bilen Allah gibi, haber ver­emez.”  (Fatır 35/13-14)

“De ki: “Sizi karanın ve denizin ka­ranlıkla­rın­dan kurtaran kim­dir? Bundan bizi kurtarırsan şük­reden­lerden olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarır­sınız.”

De ki: “Allah sizi ondan ve her sı­kıntıdan kur­tarır, sonra da ona ortak koşarsınız.”  (En’am 6/63-64)

“Gemiye bindiklerinde, şirkten uzak bir şe­kilde, yalnız ona boyun eğerek Allah’a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkardı mı, bir de bakarsın ona eş koşmaya kalkışıyorlar.” (Ankebut 29/65)

Hamza gibi şehitlerin ölmediğini ispat için şu ayete dayanılıyor: “Allah yolunda öldürülenlere ´ölülerª demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ama siz bunu fark edemezsiniz.” (Bakara 27154) Allah,siz bunu fark edemezsinizdediğine göre bize söz düşmez. Onlardaki canlılık, insanın fark edebileceği cinsten olsaydı, öncelikle Peygamberimiz fark eder, Hamza’nın ölümüne pek fazla üzülmezdi. Abdullah b. Mes’ud diyor ki; “biz onun, Hamza’ya ağla­dığı kadar bir şeye ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cesedinin ba­şında durdu ve sesli olarak, hıçkıra hıçkıra ağ­ladı”[4].

 

Konu ile ilgili diğer âyetler şöyledir:

“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Hayır, onlar diridirler, Rableri katında rızıklanırlar.

Onların içleri açılır; çünkü onlara Allah, kendi ikramından vermiştir. Arkadan gelip kendilerine henüz katılmamış olanlar adına da sevinirler. Çünkü onları korkutacak veya üzülmelerine sebep olacak bir şey yoktur.

Allah’ın nimeti ve ikramı sebebiyle de sevinirler. Allah, mü­minlerin alacağı karşılığı azaltmayacaktır.” (Al-i İmran 3/169-171)

Bir an için siz bunu fark edemezsiniz” hükmünün olmadığını ve iyi müminlerin onların farkına vardığını düşünelim. Bu durumda fark edilecek tek şey, içinde bulundukları nimetler olur. Bu, onların insanlara yardım edeceğine delil olmaz. Onlardan yardım isteyenlerin durumu, şu ayette açıklanandan başkası değildir:

“Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi­sine cevap vere­meyecek kimseyi çağıran­dan daha sapık kimdir? Oy­saki bunlar onların çağrısından habersizdirler.” (Ahkaf 46/5)

Mekke müşrikleri de tanrılarında var saydıkları gücü Allah’ın verdiğine inanırlardı. Kabe’yi tavaf ederken  şöyle der­lerdi:

“Lebbeyk lâ şerîke lek illâ şerî­kun huve lek temlikuhu ve mâ me­lek”

“Emret Allah’ım, Senin  hiçbir ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın vardır ki, onun da bütün yetki­le­rinin de sahibi sensin.”

Bu, delilsiz bir iddiaydı. Bunu bize nakleden İbn Abbas diyor ki, onlar “Lebbeyk lâ şerîke lek = Emret Allah’ım, Senin hiçbir ortağın yoktur.” dediklerinde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: “Yazıklar olsun; burada kesin, burada ke­sin[5]”.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Desen ki: ‘Gökten ve yerden size rızık veren kim? Ya da işitmenin ve gözlerin sahibi kim? Kimdir o diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran? Ya her işi düzenleyen kim?’ Onlar: ‘Allah’tır!’ di­yeceklerdir. Deki; ‘O halde ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?’

İşte sizin gerçek Rabbiniz Allah budur. Hakkın  ötesi sapıklık değildir de ya nedir? Nasıl da çevrili­yor­sunuz?”  (Yunus 10/31-32)

Bizi, merkezi yönetimin tayin ettiği kişiler idare eder. Mesela vali, devleti ve hükümeti temsil eder. Kimileri de Allah’a yakın gördüğü bazı kişileri Allah’ın tayin edip yetki verdiği kişiler olarak kabul ediyor. Tayin belgesi olmayan kişiyi vali saymak, nasıl merkezi idareye baş kaldırma anlamına geliyorsa Allah’ın verdiği bir belgeye dayanmadan bazı kimseleri Allah’a ait yetkilere sahip görmek de Allah’a baş kaldırmak olur.

Hamza’yı, Abdulkadir Geylânî’yi veya başkasını yardıma çağıranlarla zaman zaman şöyle konuşmalar yaparız:

Bayındır- Onlar sizi tanıyor mu?

- Allah tanıtamaz mı?

Bayındır- Onlar sizi duyabilirler mi?

- Allah duyuramaz mı?

Bayındır- Onlar sizin konuştuğunuz dili bilirler mi?

- Allah öğretemez mi?

Bayındır- Peki onlar ölmemişler midir?

- Onlar ölmezler, desem okuduğun ayetlere göre bunun bir faydası yoktur.

Bayındır- Demek Allah Teâlâ önce onlara dirilik verecek, sonra sizi ona tanıtacak, sesinizi duyuracak, dilinizi öğre­tecek ve sizi anlamasını sağlayacak; sonra da sizin lehinize aracılık yapmasına, kendine karşısında sizi sa­vunmasına müsaade edecek. Size göre aynı anda on binlerce kişi onlara baş vurmakta ve yardım istemektedir. Bunların her birini anlaması ve sıraya koyması da gerekecektir. Bu, ancak hayal aleminde olabilir!

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın da size cevap versinler bakalım.

Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tuta­cak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: “Ortakları­nızı çağırın sonra bana tuzak kurun, hiç göz aç­tırma­yın.”

“Çünkü benim velim Kitap’ı indiren Allah’tır.  O, iyilere velilik eder.”

“Onun yakınından çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler.”  (Araf 7/191-197)

 

3- Mahmut USTAOSMANOĞLU Örneği[6]

Bu zatla aramızda, şöyle bir konuşma geçmişti:

M. Ustaosmanoğlu- Siz ne derseniz deyin; biz evliyânın ve büyük şeyhlerin ruhlarının Allah ile kullar arasında vasıta ol­duğuna ina­nı­rız. Onların ruhaniyet- inden medet umar, yardım isteriz.

Bayındır- Peki ya iy­yâke nestaîn= yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha 1/5) âyeti ne­rede kaldı? Bu ayeti her namazda okuruz. Bunun sebebi ne olabilir?

Allah Teâlâ şöyle buyurur: Şurası bir gerçek ki, insanı yaratan biziz. Ona şahdamarından da yakın olduğumuzdan biz, içinin ona ne fısıldadığını biliriz.” (Kaf 50/16)

Allah şah damarımızdan yakın oldu­ğuna göre büyüklerin ruhları nerede boş­luk bulur da araya girerler?

M. Ustaosmanoğlu- Abdülkadir Geylânî haz­retleri bir şiirle­rinde buyururlar ki:

“Müri­dim ister doğuda olsun is­ter batıda

Hangi yerde olsa da yetişirim imdada[7]

Bayındır- Bu, çok sa­yıda âyete açıkça ay­kı­rıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Darda kalmış kişi dua ettiği za­man onun yar­dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü­nün hakimleri ya­pıyor? Allah ile be­raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsu­nuz.“ (Neml 27/62)

M. Ustaosmanoğlu- Sen Abdülkadir Geylani’ye inan­mıyorsan se­ninle konuşacak bir şeyimiz yok­tur.

Bayındır- Abdülkadir Geylani’ye inanmak imanın şartlarından değildir. Biz ondan değil, Allah’ın kitabından sorumlu tutulacağız.

Bu örnekler, Müslümanların Müslümanlıkla ne ölçüde ilgili olduklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.



[1] Küçük Dünyam 2, Zaman Gazetesi 28 Kasım 1996, ayrıca http://arsiv.zaman.com.tr/1996/11/28/kose/hocaefendi/index.html; (30/11/2003)

[2] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 859.

[3] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 519.

[4] Safiyyu’r-Rahmân el-Mubârekfûrî, er-Rahikul-Mahtûm, Beyrut 1408/1988, s. 255-256.

[5] Müslim, Hacc, 22, Hadis no 1185.

[6]  İstanbul Fatih’te bulunan İsmail Ağa camiinin emekli imamıdır. Mahmut Efendi diye anılır. Bu zatla ve beraberindeki kişilerle yaptığımız görüşmenin tamamı “Kur’an Işığında Tarikatçılığa Bakış” adlı kitabımızda yer almaktadır.

[7] Bu şiir, Saidi Nursî'nin Sikke-i Tasdîki Gaybî adlı kitabında geç­er. Bkz. Risale-i Nur Külliyatı, c.II, s. 2083.

 
  Bugün 14 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=