ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  4.2. sakine sayfasi
 

4.2. "SEKİNE" SAHİFESİNİN VAHYİ (?)

 

Hz. Cebrail’in, Alâ Nebiyyina (A.S.M.) huzur-u Nebevîde getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sahifede yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’ (R.A.) ın kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâim-üs-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sahifeyi aldım, bu isimleri buldum."[1]

 

Ï

 

Said Nursî; uydurulmuş, düzülmüş metinleri vahye izafe etmeye oldukça meraklıdır. O, bir şeyin vahiy olup olmadığı konusunda ilmî disiplinden ve ciddiyetten o kadar uzaktır ki, işine gelen her metni vahiy diye takdim etmeye hazırdır. Ne üdüğü belirsiz bu sahife nerededir?[2] Kim rivayet etmiştir? Sünnetin neresinde yer alır?

 

Hz. Peygamber’e vahiy olarak gökten, yazılmış hiçbir metnin inmediği Müslümanlarca bilinen ve üzerinde ittifak edilen bir konu iken, bu öyle bir uydurmadır ki, içinde hem vahye, hem vahyedene hem de vahyedilene karşı saygının kırıntısı bile yoktur. Vahyin tek muhatabı Hz. Peygamber olduğu hâlde, hem de onun huzurunda, getirdiği yazılı bir vahiy metnini Cebrail (a.s.)’e Hz. Peygamber’in değil de Hz. Ali’nin kucağına düşürttüren bu uydurukçuların alçaklıkları ve hain ve pis emelleri o kadar barizdir ki, Hz. Ali’nin değil Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamber olduğuna inanan her Müslüman bunu fark eder. Allah, bu kezzap ve deccalları kahretsin!

 

Böylece Said Nursî’nin; adları Bâtınî, Rafızî, Hurufî, Karmatî kardeşlerinden sonra Gurabî[3] adında bir kardeşi daha olduğunu öğrenmiş olduk...

 

Evet, Said Nursî’nin bu sözleri onun bir Şiî, hem de Gulâttan bir Şiî olduğunun en açık göstergesidir. Bu fırkaya Gulât denmesi, Hz. Ali konusunda aşırılığa gitmelerindendir. Ona bir taraftan ulûhiyet, bir taraftan nübüvvet ve bir taraftan da nübüvvette ortaklık nisbet etmektedirler.[4]

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"(...) Bilgisizce, sırf insanları saptırmak için Allah’a yalan isnat eden kimseden daha zalim kim olabilir? Allah, şüphesiz, zalim kimselere hidayet etmez."[5]

 

Sekine; huzur, sekinet, ferahlık, kalp rahatlığı, mutmain olma, yatışma, kalbi tatmin ve teskin edici husus, sebat anlamlarını taşımaktadır.[6]

 

Allah Tealâ, "sekine"yi sahife olarak değil, hicret sırasında Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) Sevr mağarasına sığındıklarında Hz. Ebu Bekir’in kalbine indirmiştir:

 

"Eğer siz, ona yardım etmezseniz, (bilin ki) kâfirler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, bizzat Allah ona yardım etmişti. O ikisi mağarada iken arkadaşına 'Tasalanıp üzülme! Allah, bizimle beraberdir.' demişti. Allah da, onu üzerine sekinetini indirdi; onu, görmediğiniz ordularla destekledi ve kâfirlerin sözünü ise alçalttı. Zira yüce olan, ancak Allah’ın sözüdür. Allah, aziz ve hakimdir."[7]

 

Cenab-ı Hak, "Allah, onun üzerine sekinetini indirdi" buyurmuştur. Bu ifadedeki "aleyhi (onun üzerine)" zamiri, Hz. Ebu Bekir’e racidir.[8]

 

Allah Tealâ, Kur'an’da Hz. Ebu Bekir’in kalbine "sekinetini indirdiğini" beyan edince, Şiîler buna mukabele olmak üzere; Cebrail (a.s.)’in, "Sekine" sahifesini Hz. Ali (r.a.)’ye indirdiği yalanını uydurmuşlardır.

 

Sekinetin müminlere de indirildiğini belirten ayetler ve hadisler vardır.[9]

 

Ð

 

(...) Sonra İmam-ı Ali (R.A.) Sekine ile meşgul olan Said’e (R.A.) bakar, konuşur; akabinde ﻥﺎﻣﺯﻠﺍﻙﻟﺬﻟ ًﺎﻛﺭﺩﻣ ﺎﻳ der. İki-üç yerde kuvvetli işaret ile Said (R.A.) ismini verdiği şâkirdine hitaben "Kendini Sekine ile dua edip muhafazaya çalış." "Yâ"-i nidâî’den sonra müteaddit karineler ve emâreler ile Said var. Demek ya Said (R.A.) ﻥﺎﻣﺯﻠﺍ ﻙﻟﺬﻟ ًﺎﻛﺭﺩﻣ olur. Bu fıkra nasılki ًﺎﻛﺭﺩﻣ kelimesiyle "Elkürdî" lâkabına hem lâfzan hem cifren bakar. Çünkü mimsiz ًﺎﻛﺭﺩ Kürd kalbidir. Mim ise, "lâm" ve "yâ" ye tam muvafıktır. Öyle de: Diğer bir ismi olan Bediüzzaman lâkabına dahi "ezzaman" kelimesiyle îma etmekle beraber bin üçyüz ellidört (1354) veya, bin üçyüz ellibeş (1355) makam-ı cifrîsiyle Said’in (R.A.) hakikat-ı hâlini ve hilâf-ı âdet vaziyetini ve hıfz u vikaye için kesretli duasını ve halvet ve inzivasını tamamiyle tâbir ve ifade ettiğinden sarahata yakın bir surette parmağını O’nun başına ve o Kasidede teselli için basıyor. Ve burada da "bihi’n-nâru uhmidet" sırrına mazhar olan Risale-i Nur’u alkışlıyor.[10]

 

Said Nursî, bu Sekine sahifesiyle o kadar meşguldür ki, hülyalara daldığı bir sırada okuduğu "müdriken lizâlike’z-zemâni" fıkrasına, kendi matmah-ı nazarı[11] çerçevesinde getirdiği yorum, artık ancak gülünecek ve sahibinin hâline acınacak bir boyut almıştır. Şöyle ki:

 

Fıkrada yer alan "ًﺎﻛﺭﺩﻣ" kelimesindeki "mim" harfi kaldırılır, "ًﺎﻛﺭﺩ" sözcüğü elde edilir. "ًﺎﻛﺭﺩ" kelimesi kalbedilir, yani geri döndürülüp çevrilir, daha doğrusu tersinden okunur. Böylece "ﺩﺭﻛ -Kürd" kelimesi elde edilir. Bitmedi, devam! Kaldırılan "mim", "lâm" ve "ya"ya tam denk olduğuna göre "lâm" olarak "kef"in önüne gider. Oldu mu size "ﺩﺭﻛﻠ"; "ya" olarak da "dal"ın arkasına gider. Şimdi oldu "ﺩﺭﻛﻠ". "ًﺎﻛﺭﺩﻣ"in sonundaki "elif" de başa alınınca, "ﺩﺭﻛﻠﺍ"yi bulduk demektir... "Yâ"-i nidâî’den sonra müteaddit karineler ve emâreler ile Said var. Yani, "yâ" seslenme ünleminden sonra çeşitli şekillerde (?) "Said" var. Ne oldu?  "ﻥﺎﻣﺯﻠﺍ ﻙﻟﺬﻟ ًﺎﻛﺭﺩﻣ ﺩﻳﻌﺴ ﺎﻳ" oldu. Ee, hem ismi Said, hem Kürt, hem de lâkabı Said-i Kürdî olan kim? Tabiî ki, Said Nursî... Demek ki; Hz. Ali, Said Nursî’ye hitaben "Ya Said! Sekine ile dua et, kendini korumaya çalış." demiştir!... Ayrıca; belki aynı isimde, başka bir Kürt daha olabilir. Karıştırmasınlar diye, yine aynı fıkrada "ez-Zemân" kelimesi de kullanılmış. Çünkü, Said Nursî’nin diğer bir lâkabı da "Bediüzzaman"dır.[12] Binaenaleyh; Hz. Ali, Said Nursî’yi teselli etmiştir ve Nur Risaleleri’ni alkışlamıştır!... Vay anam vay![13]

 

Biz, bunu Nur Risaleleri’ndeki çıkarsamaların nasıl elde edildiğini göstermesi için inceledik. Nur Risaleleri’ndeki ebcedî ve cifrî çıkarsamaların, tek tek ele alındığında buradakinden daha gülünç ve megaloman sahibine acınası olduğu görülecektir...

 

Muhsin Abdülhamid, bizim bu çıkarsamalar ve Said Nursî için diyeceklerimizi, İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler adlı eserinde, Bahaîliğin önderlerinden biri olan Mirza Hüseyin Ali ve el-İkân adındaki kitabında yer alan ve Said Nursî’nin yukarıda zikrettiğimiz tevillerine benzeyen teviller için demiştir:

 

İnsan böyle batıl tevilleri okurken, zihnine sürülerle istifham alâmetleri doluyor. Akıllı bir adamın, bu gibi boş laflar söylemesi mümkün müdür? (...) Allah Tealâ insana akıl vermiştir. Varlığı düşünsün, saadeti elde edecek usûl ve kaideler koysun, ferdî ve içtimaî hayatında kendini anarşiye kaptırmasın diye Allah kendi katında onu diğer yaratıklardan üstün tutmuştur. O hâlde, insan nasıl aklını atar da fikrini bu cins vehimlere yorar? Aklını beğendikten sonra nasıl bu duruma düşer? Muayyen şartlar altında akıllarını yitirmiş cahillerden bir grup bulduğu zaman böyle rezilcesine nasıl eğlenir?

 

Bu dünyada, kendi aklına saygı gösteren ve saçma sözlere razı olmayan kimselerin mevcut olduğunu görüp durduğu hâlde bunu nasıl yapar?

 

Bu tevilleri okurken bu fikirler beynime hücum ediyordu. Hayır, ben tevilleri değil, lâfızlarla oynamanın şeklini, akıllarla eğlenmenin, bıyık altından gülmenin nasıl olduğunu okuyordum.[14]

 

Abdülhamid şöyle devam eder:           

           

Ondan önce bu mevzuda birçok Bâtınî gruplar, mutasavvıflar içinde fenâya inanan, insanı güldürecek şeyler söyleyen, yakıp mahvedici alay mevzuları saçan hulûlcü ve mutaassıp mistikler gelip geçmiştir. Eskiden dendiği gibi, en kötü belâ güldürücü olandır.[15]

 

                                                                      Sonraki sayfa»»



[1] Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 167, Onsekizinci Lem'a.

[2] "Ne üdüğü belirsiz" derken Sekine sahifesinin içeriğini değil, rivayet yönünü kastediyoruz. Yoksa, Sekine’de Allah’ın bazı isimleri ve bazı ayetler yer almaktadır. Bak. Hizbu Envâr el-Hakāik en-Nûriyye, 170.

[3] Gurabiye, Şia’nın aşırı fırkalarından biridir. Bunlar; peygamberliğin aslında Hz. Ali’ye ait olduğunu, fakat Cebrail’in benzerlikten dolayı şaşırıp hata ederek Hz. Ali yerine Hz. Muhammed’e (s.a.v.) geldiğini iddia ederler. Bunlara "Kargacılar" anlamına "Gurabiye" denilişinin nedeni; bunların "Karganın kargaya benzediği gibi Hz. Ali de Hz. Peygamber’e benzer" demeleridir. (Ebu Zehra, İslâm’da Siyasî ve İtikadî Mezhepler Tarihi, 47; İbn Kuteybe, Te'vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, 102.)

[4] Ebû Muhammed Osman b. Abdillah b. el-Hasen el-Irâkī el-Hanefî, el-Firâku’l-Mufterika beyne Ehli’z-Zeyg ve’z-Zandaka (s.29-31), nak. Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, Anka Yayınları, İstanbul 2004, 126.

[5] En'âm, 6/144.

[6] Mu’cemü’l-Müfehres, 247.

[7] Tevbe, 9/40.

[8] Bak. Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 4/2547; Suyûtî, İtkān, 1/523. Fahreddin Razî, bu zamirin Hz. Peygamber’e raci olduğu görüşünün batıl olduğunu etraflıca izah eder. (Râzî, Tefsîr-i Kebîr, 11/530-532.)

[9] Bak. Tevbe, 9/26; Fetih, 48/18-19; 26. Hadisler için örneğin bak. Müslim, Zikr, 11/38; 11/39.

[10] Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 132-133, Sekizinci Şua/İmam-ı Ali’nin (Radıyallahü anhü) Risale-i Nura dair üçüncü BİR KERÂMETİDİR/Üçüncüsü.

[11] Büyük bir hırsla göz dikilerek bakılan şey. Said Nursî’nin tamah ettiği şey; Hz. Ali’nin kendisine hitap etmesi, bu kasideyi kendisi için yazmış olmasıdır.

[12] Nitekim, Said isminde başka bir Kürt daha vardır: Şeyh Said Kürdî. 29 Haziran 1925’te Diyarbakır’da idam edilmiştir. Şeyh Said, ölüm yıl dönümünde Diyarbakır’da "Şehit Namırın (Şehitler ölmez!)" sloganlarıyla ve üzerinde Arap alfabesiyle "Şehîd Şeyh Saîd Kürdî Paluvî" yazan posterleriyle anılmıştır. (Bak. 29 Haziran 2005 tarihli Hürriyet gazetesi, s.22.) Demek ki, Hz. Ali’nin Said Nursî’den bu kadar teferruatlı haber vermesinin (!) hikmeti, işini sağlama bağlamakmış. Aksi takdirde, Hz. Ali’nin işaret ettiği (!) Said’in, maazallah Said Nursî değil Şeyh Said Kürdî olduğu yanılgısına düşülebilirdi!

[13] Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri isimli eserinde Yahudilerin içinden çıkmış "Sahte Mesihler"den bahseder. Onlardan birisi de, 1868’de Yemen’de çıkan Şükr el-Kuheyl’dir. Yemen Yahudilerine mesih olduğunu kabul ettirmiştir. Ümmî olduğu hâlde vahy ve ilham ile bütün hikmeti öğrendiğini iddia etmiştir. Bu sahte mesih, Tanah’ta [Eski Ahit (Tevrat)] İşaya 45, 1’de adı geçen "Koreş"in harflerinin sırasını değiştirmekle kendi adının çıkacağını, doğrusunun da bu ve kendisinin gerçek Mesih olduğunu iddia etmiştir. (Bak. Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, 279-280; 294.) Kutluay, eserinin 294. sayfasında bu iddianın benzerinin başka mezheplerde bulunmadığını söylemektedir.

Mezkûr ayetin meali şöyledir: "Önümde milletlere baş iğdirmek, ve kıralların belini gevşetmek, ve kapılar kapanmasın diye önünde kapı kanatlarını açmak için elini tuttuğu Koreşe, mesihine, RAB şöyle diyor:" (Kitabı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit, Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul 1997, 700.)

Said Nursî’nin yukarıdaki iddiası, Şükr el-Kuheyl’in iddiasına çok benzemektedir. Maalesef, Said Nursî bu pis Yahudiyle kelimenin harflerinin sırasını değiştirme metodunu paylaşmıştır. Biz de, Said Nursî’nin bu iddiasının benzerini başka İslâm "mezhep"lerinde görmedik.

[14] Abdülhamid, İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler, 108-109.

[15] Abdülhamid, İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler, 109.

 
  Bugün 60 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=