ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  B - ŞİRK VE KÜFÜR
 

B - ŞİRK VE KÜFÜR

Şirk, Allah’a ait bazı özellikleri başka varlıklarda da görerek onlara tanrısal nitelik vermektir. Bu konu yukarıda geçmişti. Aşağıda daha geniş açıklamalar gelecektir.

Küfür, kâfirlik demektir. Kelimenin kökü küfr ve küfûr’dur, örtme ve görmezlikten gelme anlamına gelir. Yapılan iyilikleri görmezlikten gelen kişiye Arapça’da kâfir, Türkçe’de nankör denir. Allah’ın varlığı açık bir gerçek iken bir çok kimse, onu hesaba katmadan hayatını sürdürür. Allah’ı hesaba katanların bir çoğu, ilişkilerini aracılarla yürüttüğüne inandığı için onu, bu çerçevenin elverdiği kadar hesaba katar.

Kâfir ve müşrik kelimeleri, aynı şeyin iki farklı yüzünü gösterir. Yani her kâfir müşrik ve her müşrik kâfirdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ehl-i Kitaptan ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine gerçekleri açıklayan biri gelinceye kadar çözülecek değillerdir.

O, Allah adına gelen bir elçidir; tertemiz sayfalar okur. O sayfalarda kesin ve  doğru hükümler vardır”. (Beyyine 98/2-3)

Ayette geçen “المشركين= müşrikler” kelimesi  marifedir. Belirli bir müşrik kesimi yani ehl-i kitabın dışında kalan müşrikleri ifade eder. Yoksa ehl-i kitabın müşrik olmadığını göstermez. Çünkü onlardan kâfir olanların müşrik olduklarını gösteren ayetler vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ (31)

31- “Hahamlarını ve papazlarını, Allah ile kendi aralarında aracı rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir Tanrı’ya kul olmaları idi. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.” (Tevbe 9/31)

Her toplumun geçmişinde bir peygamber vardır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

 Ya Muhammed, seninle o gerçeği (Kur’ân’ı), müjdeci ve uyarıcı olasın diye gönderdik. Her ümmetin geçmişinde bir uyarıcı, kesin vardır.” (Fatır 35/24) Mekke toplumunun geçmişinde İbrahim ve İsmail peygamberler vardı. Kureyşliler İbrahim soyundan gelmekle öğünür[1], ondan kalma hac ve umre ibadetlerini kesintisiz yerine getirirlerdi. Ama ellerinde ona ait bir ilahi kitap yoktu. Bu sebeple onlar ehl-i kitap değillerdi. Yahudilerin geçmişinde Musa aleyhisselamla birlikte bir çok peygamber ve onlardan kalma Tevrat vardır. Hıristiyanların geçmişinde ise İsa peygamber ve ellerinde İncil vardır. Bu sebeple onlar ehl-i kitap sayılmışlardır.

 

Tevrat ve İncil, ilk saflığı ile korunamamıştır. Ama temel konularda Kur’ân ile ortak hükümleri vardır. Bu sebeple Kur’ân onları, bu temel noktalara çağırır. Allah Teâlâ şöyle buyurur;

“De ki: “Ey Kitap ehli! Gelin, size göre de bize göre de doğru olan şu sözde birleşelim; Allah’tan başkasına kul olmayalım. Ona bir şeyi ortak koşmayalım. Hiçbirimiz Allah ile kendi arasına birilerini koyarak rabler edinmesin”. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: “Şahit olun, biz teslim olmuş kimseleriz”. (Al-i İmran 3/64)

Mekkeli müşriklerin ve diğerlerinin elinde böyle bir metin olmadığı için onlara, akıllarını ve bilgilerini kullanma çağrısı yapılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

 “İşte bu, Rabbinin, dosdoğru yoludur. Aklını başına alacak kimseler için bu ayetleri uzun uzadıya açıkladık.” (En’am 6/126)

“Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra kim bu Elçi‘den ayrılır, inananların yolundan başka bir yola girerse onu döndüğü yöne çeviririz ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!” (Nisa 4/115)

Tevrat ve İncil’e sahip olmaları, Yahudi ve Hıristiyanların müşrik olmalarına engel olamamıştır. Önemli olan bir ilahî kitaba sahip olmak değil, ona uymaktır. Elinde Kur’ân olan, hatta onu ezberleyen ve onun ilmini yapan nice müslümanın da şirke düştüğünü görüyoruz.

Allah’a tam güvenme ve kayıtsız şartsız boyun eğme, imanın olmazsa olmaz şartıdır. Ama insanların çoğu, Allah’a karşı bazı şartlar ileri sürerler. Kimileri şartları kendileri belirler, kimileri de bozulmuş bir dinin veya bir tarikatın ileri sürdüğü şartları uygun bulurlar. Kendini veya başkasını, Allah’a şart ileri sürecek seviyede gören, onu o konuda Allah ile eşit görmüş ve tanrı edinmiş olur. Bunlar zor durumda kaldıkları zaman koştukları bütün şartları unutur ve samimi olarak Allah’a yönelirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَإِذَا مَسَّكُمْ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ إِلَّا إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الْإِنْسَانُ كَفُورًا (67)

67- “Denizde başınıza bir sıkıntı gelse, yardıma çağırdığınız herkes kaybolur; yalnız Allah kalır. Allah sizi kurtarıp karaya çıkardı mı, yüz çevirirsiniz.  İnsan, yapılan iyiliği görmez.” (İsra 17/67)



[1] İbn Hişam, Siret’un-Nebî, M. Muhyiddin Abdülhamid’in tahkikiyle, Beyrut, 1401/1981, c. I, 216.







Rabbin kim ?

 
  Bugün 43 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=