ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  Dinimizi dogru ögrenelim 1
 

Hıristiyanlıkta şirk en büyük günahtır. “Birinci buyruk şirki yasaklar. Allah’tan başka tanrılara inanılmamasını, Tek olandan başka ilahlara saygı gösterilmemesini ister [[1]].” İsa şöyle demiştir: “Tanrın olan Rabb’e tap, yalnız ona kulluk et.” (İncil/Luka 4:5-8)

Havariler zamanında İsa, gerçek anlamda insan sayılırdı [[2]]. Zaten elimizdeki İncil’lerin hiçbirinde onun tanrılığından bahsedilmez. Bunun yolunu açan Pavlus’tur. Milattan sonra 10 yılında doğduğu kabul edilen [[3]] Pavlus, İsa aleyhisselam ile çağdaş olmasına rağmen, Tarsus’ta yaşadığı için onu görememişti. Azılı bir Hıristiyan düşmanı iken İsa’nın ölümünden kısa bir süre sonra Hıristiyan olduğunu açıkladı. Havarilerin hayatta olmasına ve bütün engellemelere rağmen o, Şam yolunda ansızın gökten parlayan bir nurun çevresini sardığına, İsa'nın ona seslendiğine [[4]], sonra İsa'ya inandığına ve vaftiz edildiğine [[5]] insanları inandırabildi. İsa’nın Elçisi olduğunu da kabul ettirerek kendi sözlerini İncil’e sokmayı başardı. Bugünkü İncil’in önemli bir bölümü Pavlus’un mektuplarından oluşur.

Pavlus, Allah’ın dışında tanrıların varlığını kabul etti ve bunlar arasında İsa’yı, kendilerinin tek Rabbi saydı. Onun, bugünkü İncil’de yer alan ifadeleri şöyledir:

“Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da - nitekim birçok ilahlar ve rabler vardır - bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır ve biz O'nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih'tir. Her şey O'nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O'nun aracılığıyla yaşıyoruz [[6]].”

Pavlus  Rab kelimesini ustaca kullanmıştır. Rab sahip demektir. Araplar kö­lenin sahi­bine rab derler.  Biz de efendi deriz. Yusuf aleyhisselam, köle olarak Mısır’ın bir devlet yetkilisine satılmış, o yetkilinin karısı Züleyhâ ona aşık olmuş ve beraber olmak istemişti. İlgili ayet şöyledir: 

"Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapı­ları sıkı sıkı kapadı ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemek­ten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim rabbimdir; bana iyi bakmıştır. Zalimler iflah olmazlar." dedi.”  (Yusuf 23)

Rab kelimesi daha çok Allah için kullanılır. Allah’tan başkasına köle olmayı reddedenler, bir başka­sına rab demeyi kabul etmezler. Köle ile sahibi arasındaki ilişki zoraki ilişkidir. Köle, ilk fırsatta hürriyetine kavuşmak ister. Kul ile Allah arasındaki ilişki gönüllü ilişkidir. Yanlışlar peşinde koşanlar, böyle iki anlama gelen kelimeler seçerler ki kendilerini kolay savunsunlar. Bir Hıristiyan, İsa’yı Rab kabul ederse aradaki ilişkiyi gönüllü ilişki haline getireceğinden onu ilah makamına oturtması kolay olur. Pavlus’un bu tavrı İsa’yı tanrılaştırma sürecinin ilk basamağını oluşturmuştur.

 

Pavlus  kendini, İsa Mesih’in kulu ve elçisi sayarak şöyle dedi:

İsa Mesih'in kulu, Tanrı'nın müjdesini yaymak için seçilip elçi olmaya çağrılan ben Pavlus'tan selam! Tanrı, öz Oğlu Rabbimiz İsa Mesih'le ilgili olan bu müjdeyi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarda önceden vaat etti. Bedence Davûd'un soyundan doğan Rabbimiz İsa Mesih'in, kendi kutsal ruhu sayesinde ölümden dirilişiyle Tanrı'nın Oğlu olduğu kudretle ilan edildi. Her ulustan insanların iman edip söz dinlemesini sağlamak için Mesih'in aracılığıyla ve O'nun adı uğruna Tanrı'nın lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk [[7]]”.Söylediğiniz ve yaptığınız her şeyi Rab İsa'nın adıyla, O'nun aracılığıyla Baba Tanrı 'ya şükrederek yapın [[8]].”

Pavlus, daha ileri giderek şu sözüyle Mesih İsa’yı Allah’a eşit gibi gösterdi: Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı [[9]].”

Pavlus’un yolundan giden Hıristiyanlar, 325’te Ökümenik İznik konsilinde İsa’nın yaratılmış olmadığına, Baba’dan doğduğuna ve onunla aynı özden olduğuna karar verdiler[[10]].  451’de toplanan dördüncü Ökümenik Kadıköy konsilinde ise onun gerçek tanrı olduğu şöyle ilan edildi:

“Rabbimiz Mesih İsa’nın mükemmel Tanrılığa ve mükemmel insanlığa sahip, gerçek Tanrı ve gerçek insan olduğunu, akıllı bir ruhtan ve bedenden oluştuğunu, Tanrılık açısından Baba ile, insanlık açısından da bizimle aynı özde olduğunu, günah dışında hepimize her şeyde benzer olduğunu, Tanrılık açısından yüzyıllar öncesinden Baba’dan doğduğunu, insanlık açısından bizim esenliğimiz için bakire Meryem’den doğduğunu oybirliği ile kabul ettiğimizi resmen beyan ederiz [[11]].”

Bugünkü Hıristiyanlar, şirki iyice özümsedikleri için Pavlus  öncesi Hıristiyanlığı kabule yanaşmazlar. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Allah Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler tam kâfir oldular. Oysa Mesih şöyle demiştir: “Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Şurası bir gerçek ki; kim Allah’a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir. Zalimlerin yardımcıları da olmaz”. (Mâide 5/72)

 

B- Bugünkü Müslümanlar

Sahabe döneminde başlayıp devam eden karmaşa içinde oluşan mezheplerin ihmali yüzünden şirke kapı aralandı. Allah’ın asla affetmeyeceği günah şirk olduğu halde akâidin konusu olarak ele alınıp incelenmedi. Allah’tan başkasına ibadet üzerinde durulmadı. Kur’ân’ın birçok âye­ti, Allah’tan başka­sına dua edip yardım beklemeyi müşriklerin en belirgin özelliklerinden saydığı halde akâidin konuları arasına ne dua girdi ne de istiâne.

Herkes Allah’ı var ve bir bildiği için hiçbir peygamber Allah’ın varlığını ispatla meşgul olmamış, bütün gayretini Allah’tan başka ilah olmadığı üzerinde yoğunlaştırmıştır. Akâid kitaplarında bunun tam tersi yapıldı, Allah’ın varlığını ve birliğini ispat yani “İspât-ı Vâcib” ana konular arasına girdi. Sonunda “lâilahe illallah, yani Allah’tan başka ilah yoktur” inancı, “vücut ve vahdaniyetyani Allah’ı var ve bir bilme inancına dönüştü. Yeryüzünde Allah’ı var ve bir bilmeyen kimse olmadığı için kafirleri tanıma ve İslam’ın farkını gösterme konusunda zihin karışıklığı ortaya çıktı.

Müşrik, Allah’ı var ve bir bilir ama onu, yeryüzü krallarına benzetir ve kendinden uzak sa­yar. Krala, bir yakını aracılığı ile ulaşıldığı için Allah’a yakın bildiği birini aracı koyar. Hıristiyanların İsa’yı Allah’ın oğlu, Mekkeli müşriklerin putlarını Al­lahh’ın kızları [[12]], büyüklerinin ruhlarından yardım umanların da onları, Allah’ın dostu say­maları bundandır.

Allah Teâlâ, bugünkü Hıristiyanlar hakkında şöyle buyurur:

"Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler tam kafir oldular. Oysa Tek Tanrı’dan başka tanrı yoktur. Eğer bu dediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan kafir olanları, elem verici bir azap elbette çarpacaktır.” (Mâide72-73)

Oysa onlara göre Allah birdir; ondan başka Tanrı yoktur [[13]]. O, gerçeğin kendisidir. Yeri ve göğü tek başına yaratmıştır. Yaratılış düzenini ayarlayan ve dünyayı yöneten odur [[14]]. O insanlara yakındır [[15]] ve her şeyi bilir[[16]]. O her zaman vardır [[17]], varlığının başı ve sonu yoktur. Her şey varlığını ona borçludur. Sahip olduğumuz her şey ondan gelmektedir [[18]].O, kendiliğinden var olandır [[19]]. Allah’ın Baba olarak adlandırılması, her şeyin başlangıcı ve aşkın otorite sahibi olmasından ve tüm çocuklarının üstüne titreyen sevgi dolu iyiliğinden dolayıdır. Allah ne erkektir, ne kadın; Allah, Allah’tır [[20]]. 

Böyle demelerine rağmen onların kâfir sayılmalarının sebebi, Allah ile aralarına, Allah’a ait özellikler verdikleri İsa’yı ve Kutsal Ruh’u koymalarıdır. Hıristiyanlar şöyle derler: “İsa, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır[[21]]. Kendisi aracılığı ile Allah’a yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter [[22]].”

Kutsal Ruh ile ilgili olarak Pavlus’un Romalılara mektubunda şu ifadeler yer alır: “Kutsal Ruh, bizim zayıflığımıza yardım eder, çünkü nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmiyoruz; ama Ruh’un kendisi sözle anlatılama­yan


[1] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, Çev. Dominik Pamir, İstanbul 2000, par. 2112. Bu eser Papa 14. Lui’nin emriyle (bugünkü Papa) Kardinal Joseph Ratzinger başkanlığında kurulan 12 kişilik heyetin altı yıllık çalışmasının ürünüdr. Kilise tarafından kabul edilmiş öğretileri içerir. Kardinal Joseph Ratzinger, Katolik Kilisesi’nin bugünkü Papa’sıdır.

 

[2] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 465.

 

[3] Şinasi Gündüz, Pavlus Hıristiyanlığın Mimarı, Ankara 2004, s. 32.

 

[4] İncil / Elçilerin İşleri 9/3-6.

[5] İncil / Elçilerin İşleri 9/18 vd.

[6] İncil / Pavlus’un Korintililere 1. Mektubu 8:5-6.

 

[7] İncil / Pavlus’un Romalılara Mektubu 1: 1-6.

[8] İncil /  Pavlus’un Koloselilere Mektubu 3:17.

[9] İncil / Pavlus’un Filipililere Mektubu 2:6.

[10] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 465.

[11] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 467.

[12] Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Camiu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân (Taberi Tefsiri), Beyrut 1412/1992, c. 11, s. 519, Necm 19. Ayet.

 

[13] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 200 ve 212. Burada Allah yerine Tanrı kelimesi kullanılmaktadır.

                                                                   

[14] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 215, 216 ve 222.

[15] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 206.

[16] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 208.

[17] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 212.

[18] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 224.

[19] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 212

[20] Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri,  par. 239.

 
  Bugün 11 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=