ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  MALCOM
 
Malcolm X

 

 

 

MALCOM X HAYATI VE MÜCADELESİ

Malcolm X’in öyküsü, kendi insanını özgür kılmaya çalışırken ölen bir Mü’min’in öyküsüdür.

Yüzyıllar önce beyaz adamın zorla yerlerinden, yurtlarından koparıp Amerika’ya köleleştirmek için getirdiği siyah tenliler tekrar özgürlüklerine kavuşmak için uzun bir süre mücadele etmek zorunda kalırlar. 1900'lü yılların başında elde ettikleri bu özgürlük yüzeysel bir özgürlüktür. Onlar sadece alınıp –satılan bir meta olmaktan çıkmışlar ama hâlâ beyaz adamın zihniyeti ve siyah tenliye bakış açısı değişmemiştir. Siyah tenliler ayrı semtlerde ikamet etmekte, ayrı okullara gitmekte, askere alınmamakta, fabrikada bir işçi olarak bile çalışamamaktadır. Siyah tenli bir insanın beyazların semtinde gezmesi suçtur. Siyah adamın can güvenliği yoktur.

Amerika da Kuzey- Güney savaşından sonra en önemli olay, şüphesiz Müslümanlıktır. Müslümanlık denilince akla ilk gelen MALCOLM X tir. Malcolm X sadece bir Müslüman değil; mensubu bulunduğu toplumun, yani Amerikalı siyahların sorunlarının bir nevi tercümanıdır.

Kuşatma ve baskı altındaki bu talihsiz fakat gururlu toplumun mensubuydu Malcolm X. Amerikalı siyahların büyük kısmı Hıristiyan’dı ve çoğu da köle olarak yaşıyordu. Bahsettiğim kölelik sosyal hakları elinden alınan, derisinin rengiyle aşağılanan ve Amerikalı beyazların sömürgesi haline gelen kölelikti.

Malcolm X bunu şöyle anlatıyordu:

“Tam dört yüz yıl Amerikalı siyahlar o

larak şiddete maruz kaldık, sadık millet olarak yaşadık, tarla kölesi ve ev kölesi olarak... tarla kölesi tarlalarda yaşadı çalıştı, efendisinin verdiği kadar yedi, izin verdiği kadar dinlendi...ev kölesi ise, efendisinin artıklarını yedi ve eski elbiselerini giyindi, evleri yandığında yangına ilk koşan oydu, efendisi hasta olduğunda patron hasta mıyız? dedi...” “Bir problem olduğunda yine efendilerimizin çomağını ensemizde hissettik, biz buraya Chiristof Colombo’nun gemileriyle falan gelmedik; Tanrı küçük günahları kendi gazabından olan ateşle pakladı! Siyah Halkımızın tam yüz milyonu; sizin atalarınız! Benimkiler! Bu beyazlar tarafından katledildiler. Kendilerine köle yapmak amacıyla on-beş milyonumuza kıydı beyazlar! Böylesi bir günde denizlerin dibini size gösterebilmek elimde olsaydı keşke. Kara kara bedenleri, kıpkızıl kanları, tepiklerle, çomaklarla paramparça edilmiş kemikleri! Hasta düştüklerinde kollarından tutulup denize fırlatılan o hamile siyah kadınlar! kolayına yaşayıp gitmek için en iyi yolun, önlerindeki köle gemisinin ardını bırakmamak olduğunu anlamış köpekbalıklarına yem olsun diye denizin göbeğine atılıveren o zavallı kadınlar!”

Siyah ırkın namusuna,özgürlüğüne daha o günden göz dikmişti beyazlar.

Dirilişler; dünyadaki bütün toplumlarda ancak çöküntüyü hissetmekle başlar, tabi bu çöküntüyü de en iyi hisseden kimselerden. Bundan dolayı uykuları kaçan ve kafasında en iyi analizleri yapanlar tarafından başlatılır...yani yıkıldığını hissetmeden insanoğlu kendini yenilemeyi, kendini geliştirmeyi pek düşünme ihtiyacı hissetmez. Eğer bir yokuştan bahsediyorsanız, inişin varlığından şüphe yoktur. Dirilmek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Ahlaki çöküntü olmadan, sosyal hakların düzgün olduğu, adaletli bir toplumu uyarma gereği hissetmeyiz; ancak rütüşler yaparız oraya. Tarihte de ibret verici hadiselere baktığımızda zaman durum böyledir.Peygamberler hep bu toplumlara gelmiştir


Dünya tarihinde mücadeleleri ve onurlu yaşamları ile insanlığa ışık tutan mücadele önderleri mevcuttur. Onlar kendilerini yüce değerler uğruna feda edenlerdir. Onlar beden ülkelerini aşıp özgürleşebilenlerdir. Yıldızımız , ışığımız olan bu mücadele önderlerini anlamak ile işe başlamak gerekir. Ot gibi dünyaya gelip, saman gibi gitmemek biraz da buna bağlıdır. Geçmişte ortaya konan pratikler bizlere geçmişin masalları olsun diye var olmamıştır. Bir Müslüman bu dinin canlılığını, güzelliğini,direnişçi ruhunu ayakta tutmaya çalışmış olan bu mücahit ve mücahitlere çok şey borçludur. Onlar gibi olabilmenin öncelikli koşulu onları tanımaktan,onları anlamaktan geçer. Bu bağlamda size Malcom X’in ibret dolu hayatını sunuyorum.


DOĞUMU VE AİLE ORTAMI

MALCOLM, 19 Mayıs 1925’te Omaha’da dünyaya geldi. Babası bir Baptist Hıristiyan vaizdi. Malcolm: “korkak bir zenci değildi babam; o, bir doksan boyunda, iriyarı ve kapkara bir adamdı...” der. Babası da, Marcus Garvey gibi Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara kavuşmayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika’yı bırakıp, kendi vatanlarına, Afrika’ya dönmeliydi siyahlar.

Babası vaazlarında bunu hep belirtiyordu, beyazlar bundan rahatsız olmalıydılar. ki; Malcolm’un doğumuna yakın bir zamanda, babası yokken bir gece evin yanına bir gurup insan gelmiş ve annesine kocasının nerede olduğunu sormuşlar. Annesi de kocasının evde olmadığını, üç çocuğuyla evde yalnız olduğunu söyleyince, adamlar evin bütün camlarını tuz buz ettikten sonra, Rahip Earl Little’nin, Marcus Garvey’in görüşlerini vaazlarında işleyen, ve gerisin geri Afrika’ya dönüş projesi olan, Omaha’nın zencileri arasında hızla yayılan ve başlarına dert olan vaazlarına daha fazla tahammül edemeyeceklerini hatırlatıp ortadan kaybolmuşlar.

Malcolm orada dünyaya geldikten sonra babası evi Milwauke’ye taşıdı. Burada fazla durmadan Lansing’e taşındılar. Babası adeti olduğu üzere orada da Baptist kiliselerini dolaşıp, Hıristiyanlığın esaslarını anlatmaktaydı...


ÇOCUKLUĞU

1929 yılında Malcolm, 4 yaşındayken, hayatının ilk canlı hatırasını şöyle anlatıyor: “Bir gece yarısı kendimizi tabanca seslerinin, çığlıkların, duman ve alevlerin ortasında bulduk. Korkumuzdan neye uğradığımızı şaşırmıştık. Babam, evimizi kundakladıktan sonra kaçmaya çalışan beyazların arkasından ateş açmaya çalışıyordu...Alevler içinde yanan ev üstümüze çökecekti. Annem kucağında yeni doğmuş bebeğiyle kendisini henüz dışarı atmıştı ki;ev etrafa kıvılcımlar saçarak,büyük bir gürültüyle çöktü. Gecenin yarısında don-gömlek dışarıda kalışımızı, feryatlar içinde dövünmemizi hiç unutamıyorum. Olay yerine gelen polis ve itfaiyeciler de etrafımıza dizilip evimizin, sonuna kadar yanıp kül olmasını bizimle birlikte seyrettiler.”

Birileri Little ailesinin çevrelerinde yaşamasını istemiyordu.

Malcolm’un ailesi evlerinin kimler tarafından kundaklandığını bilemedi ama bir şeyi iyi öğrendiler:meşaleli iki adam beyaz ve Malcom’un ailesi siyah idi. Eğer aynı renkten olsalardı, bu olay hiçbir zaman olmayacaktı.

Bu olaydan sonra doğu Lansing’de kenar mahallelerden birine taşındılar, burada da rahat olamadılar.Bir gece babası bir suikasta uğramış, adamlar onu, ölünceye kadar dövdükten sonra, gelip geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlar, polisler gece yarısı evden gelip annesini almışlar ve babasının vücudunu yarısı ezik, bazı kemikleri kırılmış, ölü vaziyette kendisine göstermişlerdi.

Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de meydana geliyordu.

Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için çalışıyordu, annesi de temizlik v.s... gibi işlerde çalışıyordu...Hayat şartları hiç de kolay değildi, bazen beş kuruşları olmadığı zamanlar olurdu ve hiç bir şey alamazlardı.

Malcolm, okuldan sonra doğru eve gideceğine, iki mil yürüdükten sonra Lansing’e gidiyordu.Dolaşmadık dükkan bırakmıyor ve aşırdığı şeylerle kendisine güzel bir ziyafet(!) çekiyordu. Kendi deyimleriyle buna “Tilkilik” diyordu. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir sepet çilek toplayıp satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle bahsediyordu Malcolm:“Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme kafaca değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak kala kala, konu komşunun eşiğini aşındıra aşındıra, dükkanlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte büyüdükçe; isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir sabırsız oluyordum giderek.”


AİLENİN DAĞILMASI

Aile Refah Kurumu, Malcolm’un ailesine her geldiğinde annesinin çocuklarına bakamayacağını iyice anladılar , annesi kocasının katledilmesi ve içine düştükleri koşullar dolayısı ile aklını da yitirmişti. Aileyi dağıtma kararı aldılar. Çocuklar ya çocuk esirgeme kurumuna ya da evlatlık isteyen aileler varsa oralara gideceklerdi. Malcolm’u durumu iyi bir aile aldı. Malcolm bu aileyi seviyordu ve bu ailenin oğluyla kardeş gibiydiler. Burada çok iyiydi, fırsatını bulduğunda annesi ve kardeşlerinin ziyaretine gidiyordu. Çok geçmeden devlet, kardeşlerinin hepsini evlatlık olarak dağıtmaya karar verdi. Annesi artık iyice çökmüştü, sonunda bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de Kalamazoo ‘daki akıl hastanesine yatırdılar.

Malcolm evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi, bu sırada okulu terk etmeyi kafasına koymuştu. Kendine göre bir iş bulup çalışacaktı; en azından elinde parası olacaktı. Ayrıca okuldaki ayrımcılık ve aşağılama da onun açısından dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı.13 yaşında okuldan kovuldu.Ancak olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık bir ıslah evinde kalmasına karar verdi, ıslah evinden önce bir gözetim evinde kalması gerekiyordu.

Malcolm Lansing’den on iki mil uzaktaki Mason’a gitti. Burada orta okul ikinci sınıftan okuluna devam etmeye başladı. Islah evi Malcolm’a çalışması için bir iş bulmuştu; bir lokantada bulaşıkçılık yapacaktı. Bu onun için fevkalade bir şeydi. Kendi parası olacaktı, bir şey ısmarladıklarında o da arkadaşlarına artık bir şeyler ısmarlayabilecekti. Artık yavaş yavaş hayattan zevk almaya başlamıştı. En azından kendi kendine bir şeyler yapabiliyor, aldığı haftalığıyla kendine bir çift ayakkabı almış ve bir de yeşil elbise diktirmişti.

Okulda ise çok başarılıydı, sınıftaki çalışkan öğrencilerdendi. İngilizce öğretmenini çok seviyordu; bu öğretmen hayatta başarılı olmanın yollarından ve kendi tecrübelerinden bahsederdi, bu Malcolm’un çok hoşuna giderdi. Malcolm sömestrinden sonra sınıf başkanı seçildi, bu onu çok mutlu etmişti.

Malcolm sınıftaki tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında çok sevdiği İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” Malcolm, bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum” deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a: “Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı düşünmüyorsun? demişti. Malcom bundan önce de aşağılanmıştı ama hiç biri bu kadar acı vermemişti.

Malcom , Boston’a ablasının yanına taşındı.Malcolm için Boston, hayatındaki değişikliklerin başlangıcıydı.Boston’a geldiği ilk ay içerisinde şehirde dolanıp durdu. Serserilerle takılmaya başladı.. Malcolm işte her şeye onlarla tanıştıktan ve onların gittiği yerlere gittikten sonra başladı:esrar, eroin çekmeye;marihiuanna kullanmaya; alkol kullanmaya ve kumar oynamaya başladı...


GENÇLİĞİ

Malcolm X’in gençliği hiç birimizin düşünemediği bir gençlikti. Demir yollarında çalışırken trenle Newyork’a gidip geliyordu. Newyork’u özellikle de Harlem’i çok sevmişti. Harlem Newyork’un bizim deyimimizle bir mahallesiydi, burası zencilerin mekanıydı. Malcolm’un hayallerinin şehriydi Harlem..! Güzel giyimli, gösterişsiz, medeni zencileri hayatında hiçbir zaman bir arada görememişti.

1942 yılında 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı. Sonra Harlem’de hayran kaldığı bir barda işe başladı. Bu bar onun deyimiyle bir mektepti(!). Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının ve fahişe pazarlayanların takıldığı, Harlem’in birkaç barından birisiydi.

Burada çalışırken bir çok şeyi öğrenmişti, kendisi de esrarlı sigara satmaya başladı. Artık paraya para demiyordu.

Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı. Malcom’un aklına yeni bir fikir geldi: Orkestra guruplarının peşinden gitmek. Orkestra guruplarının çoğunu tanıyordu ve hemen hepsi Malcolm’un müşterisiydi.Artık seyyar eroin satıcısı olmuştu. Sonra ani bir kararla esrar satma işini de bıraktı.

İkinci dünya savaşı sırasında askere çağrıldı. Ancak bütün zenciler gibi o da askerlik yapmamak için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin yerinde olmadığını ispatlamak bu yollardan biriydi, o da bunu yaptı. Adamlar onun bu halini görünce askeri psikiyatri kliniğine sevk ettiler Malcolm’u. Burada psikologa çeşitli numaralar yaptı: Malcolm böylece askerlik yapmaktan kurtulmuş oldu.

Amerika’da yaşayan zenciler üniversite mezunu ise ancak bir hademe ya da hastanelerde ve devlette ayak işlerini yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin çoğu kolayından yaşamak, çalışmadan kazanmak, dümen çevirmek işleriyle meşguldü.

Şimdiye kadar dümencilerin, esrarcıların, kumarbazların, piyangocuların arasında büyümüştü Malcolm.. Amerikada yaşayan, hele Harlem’de yaşayan zenciler için erdem, ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti... Malcolm da artık çetesini kurmuş,hırsızlıklara başlamıştı.


YAKALANIŞI

Hırsızlık suçundan ve bir beyaz kadınla birlikte olduğundan dolayı 10 yıl hapse mahkum olduğunda henüz 21 yaşında bile değildi.1946 yılının Şubat ayında, Charlestown eyalet hapishanesine havale edildi. Hapishaneye girdiği ilk günlerde bedensel olarak çok acı çekiyordu; çünkü içeriye girer girmez uyuşturucularla birden ilişkisi kesilince, yılan gibi kıvranacak hallere düşmüştü. Hapishanedeki ilk yılı çok zor geçmişti. Buraya alışmak bütün insanlar için çok zordu, ancak alıştıktan sonra oranın bir parçası oluverirdiniz. Malcolm ilk yılında yemek sırasında elinden tepsiyi düşürmek, numarası okunduğunda cevap vermemek, uyuşturucu krizine girdiğinde hücresindeki her şeyi dışarı fırlatmasından dolayı devamlı katıksız hücre hapsi yiyordu. Hücreye girdiğinde avazının çıktığı kadar bağırıp devamlı İncil’e ve Tanrıya küfürler yağdırıyordu. Bundan dolayı Malcolm’a hapishanedekiler “İblis” demişlerdi.

Hapishanede Bimbi diye birisi vardı. Çok güzel konuşan ve devamlı kitap okuyan birisiydi. Malcolm bu sıralarda kendisini sıradan bir dinsizden çok ileri görüyordu. Bir gün Bimbi’nin dinsizliğe karşı konuşmasından sonra, Malcolm artık dine, kitaba vs.rast gele küfretmez olmuştu.


İSLAM’LA TANIŞMASI ve MÜSLÜMAN OLUŞU

1948 yılında Malcolm, Concord Hapishanesine nakledilmişti. Burası eski yerine göre daha güzeldi. İşte bu günlerde küçük ağabeyi Philibert’ten bir mektup aldı. Mektupta: “Siyah adamın doğal dinini keşfettiğini” ve İslam cemaati diye bir şeye katıldığını yazıyordu kardeşi. Ayrıca kurtuluşa ermesi için Allah’a dua etmesini istiyordu. Sonra kardeşi Reginald’dan da bir mektup aldı. Bir sürü havadisle birlikte “Malcolm sakın domuz eti yeme ve sigara içme artık. Hapisten nasıl kurtulacağını anlatırım sonra sana” diyordu kardeşi...

Kardeşinin dediklerini aynen uygulamaya koydu. Sonunda bir gün çıktı geldi kardeşi Reginald. Malcolm’a sordu: “Malcolm,bil bakalım akla hayale gelebilecek her şeyi, bilinebilecek her şeyi bilen insan kim olabilir?”. “Herhalde tanrı gibi birisidir” bu dedi Malcolm. “Her şeyi bilen bir insan var, Tanrı bir insandır,adı da ALLAH’tır” dedi kardeşi. Reginald anlatmaya devam ediyordu: “Allah’ın 360 derece ilmi olduğunu, bu ilmin bütün ilimleri kuşattığını, şeytanın ise sadece 33 derece ilmi olduğunu ve buna da masonluk dendiğini söyledi. Sonra Tanrının Amerika’ya indiğinden, Elijah adındaki bir zata siyah adam suretinde göründüğünden söz etti.Ayrıca şeytanın da bir insan olduğunu ve bütün beyazların şeytan olduğunu söyledi.

Malcolm’un kafası allak bullak olmuştu, gözlerinin önünden tanıdığı bütün beyazlar bir şerit gibi geçti, evet kardeşi haklıydı.

Malcolm bu arada Norlfok hapishanesine gelmişti. Burası diğer hapishanelere nazaran çok daha güzeldi. Bu hapishanede çirkin dedikodular, sapıklıklar, rüşvet gibi şeyler olmadığı gibi herkesin kendine ait bir odası vardı. Nefret kusan gardiyanların yerine eğitimci gardiyanlar vardı. Buranın en güzel yönlerinden bir tanesi de kütüphanesinin olmasıydı.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra kardeşi Reginald tekrar geldi ve Malcolm’un kafasında ilk kez yer bulan ciddi düşünceler bırakarak gitti. “Düşünebiliyor musun kim olduğunu bile bilmiyorsun” demişti Reginald. “Bitip tükenmek bilmez hazineleri olan, kralları medeniyetleri olan bir ırktan geldiğin halde bunu bilmiyorsun ne yazık ki. Şeytan beyazlar senden bunu gizliyorlar. Asıl soyadının ne olduğunu bile bilmiyorsun, bir zamanlar kendi ana dilin olan dilini duysan bir kelimesini bile anlamazsın. Beyaz şeytan aslınla ilgili bütün bilgileri çekip almış elinden. Seni katlederek, sana tecavüz ederek, seni atalarının tohumundan, anayurdunun bağrından koparıp getirdikleri günden bu yana sen bu beyaz şeytanın bitmek bilmeyen şeytanlıklarının kurbanı durumundasın.”...

Malcolm, Norlfolk hapishanesinde,günde sadece beş saat uyur ve saatlerce kitap okurdu. Gece “ışıklar kapansın” sesi onun kabusu olurdu. Ancak dışarıdan sızan ışıkla kitap okuyabilirdi. Böyle kitap okuya okuya gözlerinin görme gücü iyice azalmış ve astigmat olmuştu. Ayrıca hapishanelerde mahkumlar arasında bir çok münazaralar yapılıyordu, Malcolm bunlara da katılıyordu. Bu münazaralar onu ileride vekil olduğunda yapacağı konuşmalara hazırlıyordu.

Kendi deyimiyle: “O sıralar, bir insan için en zor şeyi, fakat en büyük şeyi yapmak üzereydim; insanın zaten içinde var olan gerçeği, insanı çepeçevre kuşatan gerçeği kabul etmek üzereydim.”

Günahlarının bağışlanması için hemen diz çöküp dua etmek. Malcolm bu deneyimini şöyle anlatacaktır: " Yaşantım boyunca gördüğüm imtihanların en zoruydu. Bir günahkarın Allah’tan mağfiret dilemek için diz çökmesi, diz çöküp günahını kabullenmesi dünyanın en zor işi olsa gerek. "

Hapishanede çok okuma imkanı buluyordu. Bütün doğu ve batı felsefesini okudu. Eğitimini yarıda bıraktığı için dili zayıftı Malcolm’un. Bu yüzden mektup yazarken ya da bir şey okurken anlama zorluğu çekiyordu.. Bu sorununu gidermek için sözlük ezberlemeye karar verdi. Sözlüğün birinci sayfasından başlayarak defterine yazıyor ve onları yüksek sesle okuyordu.Bu şekilde bir milyon kelime öğrendi. Burada beyazlarla ilgili çeşitli gerçekleri öğrenecekti: Beyaz tüccarların koloniler kurarak Afrika Asya ülkelerine saldırışını, Haç’a hiçbir zaman İsa dininin ruhuna uygun olarak, içten pazarlıksız olarak el atmadıklarını;alçakgönüllüce, azizce insanca sarılmadıklarını...

İçerdeyken kardeşleriyle ve Eljah Muhammet’le devamlı mektuplaşıyordu. Eljah Muhammet ona bir mektup göndermiş içine de bir miktar para koymuştu.

ABD’nin kendi nüfusuna yakın sayıdaki 115 milyon Afrikalı’yı ya öldürdüğünü ya da köleleştirdiğini, hamile siyah kadınların hasta düştüklerinde kollarından tutulup denize fırlatıldıklarını, siyah erkeklerin bir kısmının beyaz erkekler tarafından hadım edildiğini, siyah kölelerin çiftliklerde, mutfaklarda, çalıştırıldığını, siyahların çektiği yoksulluğu, açlığı, kendisine uygulanan vahşi işkenceleri ve beyaz adamın, siyahların emeğinden, sırtından ve alın terinden edindiği o devasa zenginliği öğrendi tarih kitaplarından. Bu, onun beyaz adamın gerçekten bir şeytan olduğu ve sürekli siyah tenlinin kötülüğü için mücadele ettiği şeklindeki düşüncesini iyice pekiştirdi.

Malcolm hapis cezasının son yılını ilk gittiği Charlestown Hapishanesinde geçirdi. Norlfolk’taki görevliler, iğne vurulmak istemeyişini ve yer değiştirmesine itirazını neden olarak gösterdiler!. Charlestown’da eskisi gibi kitap okuyamasa da, çeşitli tartışmalara katılıyordu. Hafta sonu bir ilahiyatçı İncil dersi vermeye geliyordu. Buna katılmaya karar verdi Malcolm.. İlahiyatçı konuşmasını bitirdikten sonra soruları alıyordu. Sonunda bir gün Malcolm da el kaldırdı ve sordu: “Pavlusun rengi neydi? Siyahtı elbet; çünkü o bir İbrani’ydi ve esas İbranilerse siyahtı...Öyle değil mi?” İlahiyatçı “evet” dedi. Malcolm tekrar sordu: “Ya İsa’nın rengi....o da İbrani’ydi değil mi?” Adam neye dayanarak diretebilirdi ki? “evet İsa esmerdi” dedi. Malcolm “peki kiliselerde çizilen resimlerde İsa hep beyaz çizilmiş, öyleyse bu resimler gerçeği yansıtıyor mu sizce?” deyince, İlahiyatçı “Bak bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim” deyip çekip gitmişti.

1952 baharında tahliye kurulunun salıverilme kararıyla 7 yıldır kaldığı hapisten çıktı. Hapisten çıkınca Detroit’teki kardeşinin yanına gitti. Buraya gitmesinin nedeni Eljah Muhammet’in öğretisini daha iyi kavramak içindi. Hapisten çıkışı için kardeşinin çalıştığı mağazanın sahibi kefil olmuştu. Hemen burada tezgahtar olarak işe başlamıştı. Kardeşi Wifred yanında kalmasını istemişti, o da seve seve kabul etti bunu. Kardeşinin evinde tam bir müslüman evi havası vardı. Kardeşi ona gusül almayı ve namaz kılmayı öğretti. Mağazada da namazlarını hiç aksatmadan kılıyorlardı, diğer çalışanlardan habersiz olarak yapıyorlardı bunu. Malcolm namaz kılmayı çok sevmişti. Bütün din kardeşleriyle birlikte ALLAH’a yöneliyorlardı. Detroitteki müslümanların toplandığı bir yer vardı. Burada hafta sonları İmam Lamuel Hasan konferanslar veriyordu. Buradaki müslümanlar o kadar samimiydiler ki, Malcolm böyle bir samimiyeti hayatında ilk kez görüyordu. Birbirleriyle karşılaştığında herkes selamlaşıyordu,ve birbirlerine son derece samimi davranıyordu herkes. ‘Kardeşim’, ‘Bacım..’, Hanımefendi...’, ‘Efendim...’ bu tür hitaplar fevkalade bir şeydi...Malcolm tüm bunlar için diz üstü çöküp ALLAH’a şükür ediyor ve Eljah Muhammet’i göreceği günü iple çekiyordu.

Bir gün Bay Muhammed ve İslam meyveleri dediği ona bağlı müritlerle tanıştı.Eljah Muhammed o gün çektikleri sıkıntılardan ve geçmişinden bahsetti. Konuşmanın sonuna doğru ismiyle hitap ederek Malcolm’a seslendi: “yıllardandır hiç ara vermeksizin bana mektup yazmıştır Malcolm kardeş. Elim değdikçe ben de kendisine yazmışımdır. Zindandayken şeytandan kurtulmuştu Malcolm kardeş; ama şimdi onu tekrar içkime, kumarıma, esrarıma ve günahıma çekeceğim diyecektir beyaz şeytan. İşte şimdi temiz kardeşimizin perdesi kalkmıştır, göreceğiz nasıl bir insan olacağını, inanıyorum ki hep bağlı kalacaktır Malcolm kardeş imanına” diyordu Eljah Muhammed.

Malcolm bu ara soyadı değişikliği için başvuruda bulunmuş ve başvurusu kabul edilmişti. Eljah Muhammed “X”soyadını kullanmalarını öğütlemişti onlara..Afrika’dayken ailelerin sahip oldukları soyadlarını simgelemektedir ‘X’. Şimdiki soyadları ,köleler, efendilerinin soyadlarını kullandığından, kendilerine ait değildi. ‘X’ Matematikte bilinmeyenin simgesidir. Bir gün gelip Allah’a dönünceye değin ve kendi ağzından bize kutsal isim verinceye kadar bu ‘X’i kullanacaklardı. Artık onun ismi Malcolm X’ti.

Elijah Muhammed, yeterlilik kazandığına inanınca, Malcolm’u Boston’a yolladı.Başarılı çalışmalarından sonra Malcolm X’i Newyork’u teşkilatlandırması için görevlendirdi.

İlk vaazı Hıristiyanlık ve kölelik hakkında idi:

“Kardeşlerim, köle tacirleri beyaz efendilerimizin dini olan Hıristiyanlık,bizlere burada Kuzey Amerikanın vahşi bölgesinde öldüğümüzde ,günahlarımızın affolup gökyüzüne doğru yükseleceğimizi ve orada Tanrı’nın bize özel hazırladığı cennetlere erişeceğimizi öğretmektedir. İşte bu beyaz adamın Hıristiyanlık dinidir ve onunla siyah adamın beynini yıkayabilirsin. Biz bunu kabul eder bağrımıza basarız. Ona inanır, onu uygularız. Biz tüm bunları yaparken ,bu mavi gözlü şeytan Hıristiyanlığı parmağında oynatır. Ne için? Ayağını sırtımızda tutabilmek için… Niçin? Gözlerimizi gökteki saksağana kırpmadan baktırmak ve öbür dünyadaki cenneti düşündürmek için… Kendisi işte buradaki cennette yaşarken…Bu dünyada… Bu hayatta…”

Malcolm gerek birebir diyaloglarda ve salon toplantılarında, ve gerekse radyo, televizyon ve gazetelerdeki röportajlarında özetle şunları söylemektedir: " Ben Amerika’lı değilim, Amerikanizmin kurbanı milyonlarca insandan biriyim, herhangi bir Amerikan pembe düşünü görmüyorum, bir karabasan benim gördüğüm.. Amerikanın çok ciddi bir meselesi var. Amerikanın meselesi biziz. Hakir görülüyorsanız siyah olduğunuz içindir. İkinci sınıf ve sadık köleleriz biz. Amerika’nın ahlakını, vicdanını değiştirmeye çalışmayın. Çünkü Amerika’nın vicdanı iflas etmiştir. Beyaz adamı değil, kendimizi değiştirelim. Geri dönmemek üzere yürüyeceğiz. Amerika’ nın tek seçeneği vardır: Ya kurşun ya oy; Ya ölüm, ya özgürlük. Kendisini özgürlük ve demokrasi timsali gösterirken, kendi yurttaşlarını oy kullanmak istemelerine rağmen, silah kullanmaya mecbur eden bir sistemden daha kokuşmuş bir sistem var mıdır? Bizim yalnız yurttaş olarak değil ,birer insan olarak bile mevcudiyetimizi tanımadı; bir kadın, bir erkek, bir insan olarak bile saygı göstermedi. Amaç: Hürriyet, adalet, eşitliktir. Biz, hepimizin insan olduğunun farkına varılmasını, bize saygı duyulmasını istiyoruz. Genç siyah adam öteki yüzünü çevirmeyi bıraktı, uysal olmaktan vazgeçti. Yeteri kadar beklediğimizi sanıyoruz .Oturarak, ağlayarak ve dua edip dilenerek kayda değer bir sonuç elde edeceğimize inanmıyoruz. Amerika’da siyah adam, demokrasi ülkesinde değil; polis devletinde yaşıyor. "

Malcolm X bu arada Müslüman bir hemşire olan ve yine Müslüman teşkilat için çalışan Betty X adında birisiyle, Eljah Muhammet’ten onay aldıktan sonra evlendi.

Bir gün Harlem’de şöyle bir olay meydana geldi: İki beyaz polis zenciler arasında çıkan kavgayı önlemeye çalışırken Johnson Hinton adındaki bir Müslüman’a coplarla saldırdılar. Kafasından yaralanıp derisi epeyce soyulan Hinton, bir polis arabasıyla en yakın karakola götürüldü.

Malcolm X olaydan haberdar edilince 50 kadar Müslüman’la birlikte karakola gitti. İlk önce Malcolm’a onu göremeyeceklerini söylediler. Malcolm da nöbetçi amire pencereden dışarı bakmasını söyledi, adam dışarıdaki Müslümanları görünce şaşırdı. Malcolm kardeşlerini görmeyinceye dek orayı terk etmeyeceklerini söyledi. Nöbetçi amiri, göstermeye razı oldu, Johnson Hinton’u kafası, yüzü, omuzları kana bulanmış bir vaziyette buldular. Malcolm: “bu adamın yeri karakol değil hastanedir”diye bağırdı. Hemen bir can kurtaranla onu hastaneye yolladılar. Hastanede yol boyunca elli Müslüman’la birlikte arabayı takip ettiler. Harlem’in en büyük caddesinde o güne kadar böyle kalabalık görmeyen zenciler dükkanlardan, kafelerden fırlayıp, kalabalığın peşine takıldılar.

İslam cemaati Johnson Hinton’un davacı olması için çok çalıştı. Davanın sonunda Johnson Hinton ,70 bin dolar tazminat kazandı. Bu olay Amerikada müslüman cemaatinin gündeme gelmesine vesile oldu. Artık Amerika’daki televizyonlar müslümanların mescitlerini gösteriyorlar, çeşitli belgeseller düzenliyorlardı .Malcolm X, televizyon programlarına katılıyordu. Siyah müslümanlar iyice Amerika gündeminde yer almaya başladılar...

Eljah Muhammet’in vekili olarak Malcolm X radyo ve televizyonlarda, üniversite kampüslerinde bir çok konuşmalar yaptı. Eljah Muhammet’in vekili olarak konuştukça, diğer imamlar onu kıskanmaya başladılar. Onunla arasını bozmak isteyenlere karşın 1963 yılında bir konuşmasında Eljah Muhammed: “İşte benim en sadık, en yılmaz vekilim. Ölünceye dek ayrılmayacaktır izimden” diyordu Malcolm için...

1963 yılında Eljah Muhammet’le ilgili çeşitli haberler çıkmıştı. Malcolm X ,bu haberlerden dolayı çok üzülüyordu, böyle bir şeyi düşünmek bile ona çok edepsizce geliyordu. Gazeteler Eljah Muhammet’in sekreterleriyle çeşitli ilişkileri olduğunu yazıyordu. Malcolm dayanamayıp hemen Eljah Muhammet’le Phoenix’te bir araya geldi. İşte burada Eljah Muhammet’in İslam dinini nasıl bildiğine ve nasıl çarpıttığına şahit olacağız. Malcolm X’e aynen şunları söylüyordu: “Davud’u okurken, bir başkasının karısına nasıl göz diktiğini öğrenmişsindir, işte o Davud'um ben. Nuh’u okumuşsundur; şu sarhoşu, işte ben onun ta kendisiyim. Lut’un serüvenini okumuşsundur: şu kendi kızlarıyla aynı yatağı paylaşanı...bana da bunları yapmak caiz oluyor herhalde” demişti Eljah Muhammet.(Not: Bunlar tahrif edilmiş Tevrat’ın ayetleri idi ve diğerleri gibi Malcolm da o zamanlar Kur’an’dan uzaktı.)

22 kasım 1963 yılında Dallas’ta Amerikan başbakanı John F. Kennedy bir suikast sonucu öldürülmüştü. Eljah Muhammet, ne olursa olsun hiçbir vekilin bu suikast hakkında konuşma yapmaması için bir buyruk göndermişti. Malcolm bu olaydan sonra Eljah Muhammet’in vekili olarak bir konuşma yaptı. Konuşma bittikten sonra, sorulu cevaplı bölüme geçildiğinde birisi ona şu soruyu yöneltti: “Başkan Kennedy’nin ölümü hakkında ne düşünüyorsunuz?”. Malcolm da bir temsille kendi görüşünü açıkladı: “Siz sabah tavuklarınızı bahçeye gönderdiğinizde akşam komşunuzun kümesine değil de tekrar sizin kümesine gelecektir. Evet şeytan onu tekrar yanına aldı.”

Bu konuşması üzerine Malcolm X, 90 gün hiç konuşmama cezası aldı Eljah Muhammet’ten. Manşetler“Malcolm X susturuldu” diyordu. MalcolmX, 90 gün sonra konuşabileceğini düşünüyordu. Fakat, artık ders verdiği yedi numaralı mabette de ders vermesi yasaklanmıştı. Aslında cemaatten uzaklaştırılmasının sebebi Elijah’ın menfaatine uymayan işler yapıyor oluşuydu. Biraz kafa dinlemek ve tatil yapmak için Malcolm X ve eşi o zamanlar yeni yeni İslam cemaatine katılan ve boksör olan Muhammed Ali’nin evine gittiler.


HİDAYETİ

Malcolm X, bu sırada Hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gitmeyi düşünüyordu. Hacca gitmesi Malcolm X için çok kavramın değişmesinin başlangıcıydı. Mekke’den hanımına aynen şunları yazıyordu:

“İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.”

Burada ismini de bir Müslüman ismiyle değiştirdi. El-hac Malik El-Şahbaz'dı artık o...

Kabe'de siyahıyla-beyazıyla bütün insanların beraber hareket ettiğini, hepsinin tek insan tek yürek olduklarını, aralarındaki ilişkinin kardeşlik temeli üzerine geliştiğini, insanlar arasında ırk ayrımının zerresinin bulunmadığını görür ve bundan oldukça etkilenir. Malcolm'un beyaz adam hakkındaki olumsuz düşünceleri değişir. Suud'da büyük bir ilgiyle karşılanır. Kral Faysal ile görüşür ve Kral, kendisinin devlet konuğu olduğunu bildirir. Malcolm, kendisine gösterilen ilgiden dolayı oldukça hoşnuttur. Siyah bir insanın burada bunca ilgi görmesi, onu gerçekten şaşırtır. Malcolm daha sonra Nijerya, Gana, Fas ve Cezayir'i de ziyaret eder. Gittiği her yerde Amerika'lı bir Müslüman olarak oldukça fazla bir ilgiyle karşılanır. 23 Mayıs 1964'de seyahatini bitirir, Amerika'ya geri döner ve edindiği izlenimlerini hem siyah yığınlara hem de medyaya anlatır. Malcolm'un gezi dönüşü militan tavrı değişmemiş fakat sömürü konusundaki fikirleri derinleşmiştir. Gezi dönüşü Malcolm'un mesajları ve demeçleri tam anlamıyla İslamî bir içerik almış ve artık o, kendi toplumuna ve Amerikan halkına İslam'ı anlatmaya başlamıştır: İslam'ı benimseyen beyazlar, beyaz olmayanlar gibi değişiyor; bir başka insan gibi oluyorlar. Bu yüzden Amerika, İslam'ı anlamak zorundadır. Çünkü toplumdan ırk problemini silen tek din İslam'dır. Kur'an, müslüman dünyanın, hakları çiğnenen her insanın -dini ne olursa olsun- yanında yer almasını mecbur kılıyor. İslam, renkleri ne olursa olsun bütün insanların temel hakları ile ilgilenen bir dindir.

Beyrut’ta bir üniversitede Amerikalı siyahlarla ilgili konferans verdi. Amerika’ya geri döndüğünde basına, ırkçılığı bıraktığını, kendisinin yeni bir örgüt kuracağını, beyazların bu örgüte katılabileceklerini açıkladı.

Malcolm X’in ırkçılığı bırakması ve artık yeni kurduğu örgüte beyazların da üye olabileceğini açıklaması, Amerika kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. İslam dini, belki de ilk olarak, Amerikan basınında evrensel ve geniş boyutlarda yer buldu. Irkçılığı bırakması Eljah Muhammed ve çeşitli siyah kuruluşlar tarafından doğru bulunmadı. Malcolm X, artık bir çok tehditler almaya başlamıştı. Yaşadığı her günü ödünç alıyor gibiydi. Nereye gitse takip ediliyordu. Etrafındaki kişilere artık kendi sonunun geldiğini söylemekten çekinmiyordu. Ailesi bir yerde, kendisi de güvenliği için değişik otellerde kalıyordu.

Malcolm, İslam'ın topluma daha organize bir şekilde anlatılması ve bu yönde mücadele edilmesi için İslamî anlayışa ve İslamî ilkelere dayalı Afro-Amerikalılar örgütünü 28 Haziran 1964 yılında kurar. Ve bunu bir basın bildirisiyle kamuoyuna duyurur. Örgüt: Anlamlı bir sonuç getirmeye yönelik her hareketi, hangi gruptan gelirse gelsin kesinlikle tavizsiz destekleyecektir. Siyah yığınlar problemini çözmeye yönelik her girişim, örgüt tarafından desteklenecektir. Malcolm, hem yeni örgüte uluslararası destek bulmak hem de ABD'nin gerçek yüzünün bilinmesi ve tanınması için 9 Temmuz 1964'te ikinci dış seyahatine başlar. Bu seyahatinde; Mısır, Tanzanya, Nijerya, Gana, Gine, Kenya, Uganda devlet başkanlarıyla görüşerek, ABD'deki meselenin bir insan hakları ihlali olduğunu ve bu yüzden bu sorunun BM'de gündeme getirilmesi gerektiği yönünde temaslarda bulunur. Bu arada Malcolm daha Kahire'deyken Harlem'de, Philedelphia'da ve öteki şehirlerde birbiri ardına başlayan zenci ayaklanmalarına ve toplu direnişlerine şahid olunuyordu. Medya, Malcolm'u bu ayaklanmanın ardındaki isim olarak zikretmekteydi. Bu yüzden Washington D. C'de ve New York City'de bulunan güç odakları, özel ve resmi tüm ajanslar, nüfuz sahibi kimseler Malcolm'a kulak kabartmışlar ve onun yurt dışında neler söylediğini, neler yaptığını çok yakından izlemeye başlamışlardır. Çünkü onlar biliyorlardı ki bir isyan başlatabilecek yada bastırabilecek tek siyahi oydu. Malcolm kalabalıkları kolayca harekete geçirebilecek ve hareketli kalabalığı kolayca durdurabilecek tek insandı. Öfke yada şiddete düşkün getto'lar onun bir işaretiyle cehenneme dönebilirdi. Bundan böyle CIA ve FBI Malcolm'un peşinde olacaktı, onun attığı her adımı takip edecek ve söylediği her kelimeyi kayda alacaklardı.


“NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ”

Malcolm X, hayatını mensubu bulunduğu toplumun haklarını elde etmek, bundan daha da ötesi bu toplumu gerçek kimliğine kavuşturmaya adamıştı. Belki siyah toplum olarak bütün eşyalarını, tekrar bir gemiye yükleyip Afrika’ya dönemezlerdi ama kültürleriyle, dinleriyle, dilleriyle bir de özgürlükleriyle Afrikalı olabilirlerdi. Tahrip edilmiş Hıristiyanlık dini onlara iki dünyayı da cehennem yapmıştı ne yazık ki ...En son ve en mükemmel din olan İslamiyet ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi. Malcolm X bu gerçekleri anlatabilmek için çalıştı.

Malcolm'un siyah yığınlar üzerinde bu kadar etkili olması onun getto dilini iyi bilmesinden, oralarda yetişmiş ve yaşamış olmasından kaynaklanmaktaydı. Malcolm, Harlem'le adeta özdeşleşmişti. Malcolm X'i ayartmak, satın almak mümkün değildi. Siyah yığınlar bunun farkındaydılar ve zaten bu yüzden saygı duymaktaydılar ona. Siyah yığınlar gene bilmekteydiler ki Malcolm, tıpkı kendileri gibi tabandan gelme birisidir. Bundan dolayı da Malcolm X'e kendilerinden birisi olarak değer vermekteydiler ve ona sahip çıkmaktaydılar. Malcolm X'in, 24 Kasım 1964 'deki seyahat dönüşü, Hacc için gittiği Mekke dönüşünden daha da büyük bir olay olur. Tüm medya ve diğer bazı odaklar onun peşindedir, tüm gözler onun üzerindedir. Bundan böyle o, konuşmalarına şöyle başlayacaktır; "kardeşlerim, dostlarım, FBI, ve CIA... "Malcolm, yüzyıllar boyunca milyonlarca insanı hayvanlaştıran, köleleştiren, türlü türlü bahanelerle ezen, bunca insanın namusunun göz kırpılmaksızın kirletilmesi ve gerçek kimliklerinden, gerçek kişiliklerinden soyutlanması, kültürlerinden koparılması, tarihlerinin unutturulması, işsiz-güçsüz bırakılan siyahların çektiği onca eziyetin ve sıkıntının hesabının beyazlardan sorulması için siyah yığınlar arasında sürdürdüğü mücadelesini daha da evrenselleştirmek ve uluslararası bir güce kavuşmak için Avrupa'daki diğer siyah örgütleriyle temasa geçmek üzere Avrupa'ya gider. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde konuşmalar yapan Malcolm X, Fransa'dan sınır dışı edilir ve orada konuşmasına müsaade edilmez. Avrupa'ya yaptığı geziden 13 Şubat Cumartesi gece saat 24 civarında New York'a döner ve evine gider. aynı gece saat 02. 45'te evinin ön camından içeri hem yangın çıkarıcı, hem de sis yapıcı bombalar atılır. Şiddetli bir patlamayla birlikte tüm evi alev ve duman kaplar. Malcolm X kendisini, eşini ve çocuklarını zorlukla dışarı atabilmiştir. Malcolm X o gecenin sabahı sanki hiçbir şey olmamış gibi daha önceden kararlaştırılmış bir konuşma için Detroit'e gider. Şubat 16'da yakın bir arkadaşına; "Önümüzdeki beş gün içinde infaz edilmek üzere ölüm fermanım imzalandı" diyecektir. Yine Şubat 15’te bir toplantıda: "Kötü bir devreydi o devre kardeşim. Neydi o günlerdeki hastalığım, çılgınlığım öyle... Allah'a şükür ki kurtuldum onların hepsinden. Şimdi şehitlerin devridir. Bu şehitlerden birisi de ben olacaksam, kardeşlik yolunda gerçekleşecektir şehitliğim. Bu memleketi kurtaracak olan tek şey de zaten bu kardeşliktir. Bunu öğrenmek bana pahalıya mal oldu. Ama olsun, sonunda öğrendim ya... "

Malcolm X'e yönelik saldırıların ve kuşatmanın niteliği, dozajı günden güne artmaktaydı. İlk zamanlar kendisine yönelik bu girişimleri siyah müslümanlara/İslam Cemaati'ne mal eden ve onları itham eden Malcolm X, 20 Şubat 1965 cumartesi günü bu düşüncesinden vazgeçtiğini şöyle ifade edecektir: "Siyah müslümanların yaptığını bir türlü kabul edemiyorum, buna ihtimal veremiyorum.. Çünkü; siyah müslümanların neleri becereceklerini, neleri beceremeyeceklerini çok iyi biliyorum ve onlar son zamanlarda meydana gelen tertiplerin birçoğunu beceremezler. " 21 Şubat 1965 Pazar günü, 400 kişilik bir toplantıda konuşma yapacaktır. Malcolm X konuşma öncesi etrafındakilere kendisine yönelik saldırılar konusunda "Bu güne kadar meydana gelen olaylar onların -siyah müslümanların- çapını aşmış bulunmaktadır. onların ne yapabileceklerini ben biliyorum. Ama olaylar onların boyunu çoktan aştı. " diyecektir.

Malcolm'un konuşma yapacağı toplantıya aynı zamanda rahip Milton Golomison ve birkaç konuşmacı daha davetlidir. Toplantı saati yaklaşmakta fakat Malcolm dışındaki konuşmacılardan hiç birisi henüz gelmemiştir. Malcolm sanki birazdan olacakları önceden sezmiş gibi şöyle diyecektir: "Hiçbirinin geleceğini sanmıyorum. İçimden bir şey diyor ki bu gün kesinlikle kürsüye adım atmamalısın. " Konuşma saati geldiğinde Malcolm X kürsüye çıkar ve salondakilere selam verir. O anda önden itibaren sekizinci sıradaki sandalyelerde beklenmedik bir karışıklık çıkar. Ve itiş kakış başlar. Kürsüde bulunan Malcolm X duruma hakim olmaya çalışarak; "durun! durun! Telaşlanmayın sakin olun kardeşlerim" diyordu. Tam o esnada en ön sırada oturanlardan en az üç kişi aynı anda ayağa kalkarak, nişan alıp Malcolm X'e hep bir elden ateş etmeye başlarlar. Malcolm X’in dinleyicileri sakinleştirmek için kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düşer, öteki eli havaya kaktı orta parmağını bir kurşun uçurup gider, sakalının arasından kanlar sızıyordu, ve vücudu arkaya iki sandalyeyi devirerek düşer. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice kurşunladıktan sonra kaçarlar. Dört çocuğunun üzerine kapanan eşi ve dinleyicilerden bazıları hemen sahneye koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı noktalara isabet etmişti. Malcolm X'in vücuduna, tam 16 kurşun isabet etmiştir.. yakındaki bir hastaneye götürülürken yolda vefat etti. Malcolm X hiçbir sigortası, hiçbir birikmiş parası, hiçbir gelir kaynağı olmayan dört kız çocuğu ile hamile bir eş bırakarak gider bu dünyadan Hayatını adamış olduğu bu toplum için konferans verirken...

Malcolm’un naaşı cenaze evinde yirmi iki bin kişi ziyaret ettikten sonra, Amerika’da yaşayan Arabistanlı birisi tarafından İslami şartlarda toprağa verildi.

-MALCOLM METELİKSİZ ÖLDÜ! Başlığını atıyordu gazeteler. 12 yıl boyunca sadece karın tokluğuna, hiçbir maaş talep etmeden durmak bilmeyen bir enerjiyle çalıştı Malcolm.

Malcolm ,eğitim görmemişti ve herhangi bir konuda uzman değildi. Ama samimi idi. Ve bu samimiyet, onu bu mücadelede yeterli kılıyordu. Malcolm'un adalet, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik için verdiği mücadele, onun şehadetiyle yeni bir boyut kazanır. Malcolm çok iyi bir hatipti. Ama şehadeti ile gerçekleştirdiği hitap, hayattayken gerçekleştirdiği hitaptan çok daha yaygın ve etkili olacaktı.

KAYNAK : www.n-f-k.com

Malcolm X 
 
  Bugün 54 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=