ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  Mevdudi
 
Ebu'l-A'la Mevdudi
 
 
 


 

Ebu'l-A'la Mevdudi

Mevdudi kimdir?

Seyyid Ebu’l-A'la el-Mevdudi son asrın en büyük İslam mütefekkirlerinden biridir. Dedesi meşhur mutasavvıflardan ve Çişti tarikatının kurucularından Hoca Kutbuddin Mevdud Çişti’dir. Kutbuddin Çişti’nin telkinleri, meşhur müridi Acmirli Hoca Muinuddin vasıtasıyla pak-hint yarımadasının aşağı kısımlarına kadar yayılmıştı. Seyyid Mevdudi, 1903 Eylül'ünün 25. günü Aurangabad’a Hindistan’da Dekkan Haydarabad’ında dünyaya geldi. Babası Seyyid Ahmed Han taraftarı idi. Kendisi ve bütün akrabası Aligarh’da tahsil etmiş olmasına rağmen, sonraki, hayatında İngilizleşmiş olduğunu gördüğü racalardan ve onların adamlarından soğumuş, bu sebeple de oğlunu İngiliz mekteplerine göndermek istememişti. Ve tabii bu okullara göndermeyip genç Mevdudi’ye kendi evinde hem klasik ve hem de modern tahsil yaptırdı.

Genç Gazeteci

Mevdudi’nin cemiyet hayatı 1920'de babasının ölümünden biraz sonra Bijnor -Kuzey Hindistan’da bir şehirde neşredilen "Medine" isimli bir dergiye girmesiyle başlar. 17 yaşında Cabalfur- Hint Dekkan yarımadasının ortasında bir şehir’de çıkan günlük "Tac" gazetesinin müdürü oldu. Sonra başşehir Delhi’ye gelerek orada "El-camiad" gazetesini çıkardı. Bu gazete 1920 senelerinin en sevilen en çok tutulan müslüman gazetesi oldu. Gençliğinde Mevlana Muhammed Ali Cevher’in tesirinde kalan Mevdudi, o sıralarda ayakta kalabilen tek İslam beldesi Türkiye’nin bağımsızlığını desteklemek için "Hilafet hareketi"ni başlattı.

Yazar ve Alim

Ciddi ve semereli yazılar yazan Mevdudi, 1927'de ve henüz 24 yaşındayken telif ettiği "İslam’da cihad" isimli eseriyle bütün Hindistan yarımadasına ilk defa ismini duyurmuş oldu. "İslam’da cihad" isimli eseri, Cihad mefhumunu ve İslam hukukunu eski ve modern harp prensipleriyle mukayese ederek tafsilatla anlatan muazzam bir eserdir. Mevdudi’nin bu eseri Arapçaya tercüme edilince, Şehit Hasan El-Benna’nın düşüncelerinde çok derin bir tesir icra etti. Dört sene sonra Mevdudi en beğenilen eserlerinden biri olan "İslamın anlaşılmasına doğru"yu telif etti. Bu eser İslam'ın açık ve veciz bir mukaddimesi idi. Eser sadece itikadi meseleleri açıklamakla kalmayıp, İslam'ın bütün ana prensiplerini üstün bir mantık metoduyla izah ediyordu. 1943 de Mevdudi "Tefhimu'l-Kur’an"a dlı eserini yazmaya başladı. Asrilik iddialarına cevap vermek kastıyle Mevdudi, meşhur eseri olan "İslam hukuku ve anayasası" isimli eserini telif etti. Bu, İslam anayasası üzerindeki çalışmaları aksettiren tek bir makaleydi. Bu uzun makalede Mevdudi, şeriatın modern hükümet şekillerinde lüzumunu ve tatbikat kolaylığını şiddetli bir dille ve en ikna edici delillerle savunuyor ve herkesin kafasına bunu sokmaya çalışıyordu. Mevdudi, İslam nizamının çeşitli cephelerini açıklayan 60'dan fazla kitap telif etmiştir. "Hicab" ve "Hukuku'l-zevceyn" isimli eserleri, İslam'da cemiyet ve kadın hakları hakkındadır. "Sud" ve "Faiz", islam iktisadiyatından bahseder. "Tenkihat" adlı kitabında ise, modern hayatın problemleri ve onların islami hal çareleri üzerinde derin bir tetkikatı vardır. Urduca yazdığı son kitabı "Hilafetten monarşiye" isimli eserde, müslüman hükümetlerde istibdada yol açan hadiseleri büyük ve gerçek bir münekkid gözüyle tahlil etmiştir. Eserlerinin bir çoğu Arapça, İngilizce, Almanca, Farsça, Türkçe, Bengali, Hint, Malaya, Tomli, Endenozya ve daha birçok dillere çevrilmiş ve o dillerde konuşan müslümanlarda derin tesirler bırakmıştır.

Geniş İslami bilgisi ve modern düşünce tarzı, onun, İslamiyeti en sistematik bir şekilde tanıtmasını sağladı. Açık bir uslupla en karışık meseleleri dahi basit ve anlaşılır şekilde okuyucuya verebiliyordu. Muasırlarının aksine, İslam nizamını doğrudan doğruya ve çok açık bir şekilde ortaya koymayı başardı.

Pakistan'a giden yollar

1932'de Mevdudi, kendini islamiyetin ihya davasına adamış olan "Tercümanu'l-Kur’an" adlı aylık mecmuayı neşretmeye başladı. Bu mecmua, müslüman münevverleri uyandırmada çok mühim bir rol oynadı. Tercüman'ın haberlerini yayınladığı bir sırada, Pakistan hareketinin kuvvetli şahsiyeti filozof Muhammed İkbal, Mevdudi’nin kıymetli bir insan olduğunu anladı ve onu Haydarabad’dan Lahor’a -Batı Pakistan’ın kuzeyinde olan bu şehire- gelmeye ikna etti. İkbal ve Mevdudi, İslam anayasası yapma ve onu bütün detaylarıyla izah etme işini omuzlarına yüklendiler. Fakat çok kısa bir müddet sonra büyük insan ve büyük düşünür İkbal vefat edince, bu zorlu işi tek başına Mevdudi yürütmek zorunda kaldı. Kısa bir süre için Lahor İslam kolejindeki İslami çalışmalar fahri başkanı olarak çalışan Mevdudi, İkbal’in tasavvuru olan "Daru'l-İslam"ı Hindistan’da başlattı.

Orada İslam nizamının çeşitli görüşlerini, İslam dünyasının ve bilhassa Pak-hint yarımadasının karşılaştığı problemleri inceleyerek neticeleri açıklamaya evam etti. Bu devrede Urduca yazdığı meşhur "Müslümanlar ve devrimizdeki politik gayret" isimli eserini bitirdi. Eser, karşılaşılan bütün güçlüklerin nasıl mağlup edileceğini fevkalade bir tarzda anlatır. Bu eser, Mevdudi’nin siyasi dirayet ve basiretine açık bir delildir. Seyyid Şerifuddin Pirzade -halen Pakistan hariciye vekilidir- "Pakistan’ın gelişmesi" isimli vesikalara dayanarak yazmış olduğu eserinde Tercüman'ın rolünü şöyle anlatıyor: "Tercümanu'l-Kur’an’da 1938 ve 1939 senelerinde yazmış olduğu makalelerle Mevdudi, Hint milli kongresinin gayelerini açığa vurarak bütün müslümanları ikaz etmişti. Yarımada müslümanlarının mazisini karıştırmış ve dört Hindu reyine karşılık bir müslüman reyi olacağı için birleşmiş Hindistan’da demokratik nizamın kurulamayacağını göstermiş, Milli kongrenin laiklik fikrini ise temelinden çürütmüştü. Mevdudi, Hint nasyonalizminin emperyalist hüviyetini reddederek, ayrı seçim bölgelerinin Müslümanlara mecliste sandalye verilmesinin ve hizmetlerde nispet muhafazasının müslümanların meselelerini halledemiyeceği fikrini ileri sürmüştü. (sayfa 141)

1940'da müslüman cemiyeti, tarihi Pakistan teklifi hakkında karar vermeden önce, Mevdudi Hindistan’ın bölünmesi ve müslüman bir devletin kurulması gayelerini güden kesin tekliflerde bulundu. Firzade bütün bu çalışmaları "Pakistan’a giden yollar" diye vasıflandırıyor.

Bir hareket başladı

Bu akıllıca telkinatlar, sistematik bir şekilde idare teşkilat fikrinin doğmasına yol açtı ve bu teşkilat çok kısa bir zamanda kuruldu ve Mevdudi bu teşkilatın ilk emiri seçildi. Siyasi ızdıraplar içine atılmak yerine Mevdudi partisini kuvvetlendirmeye çalıştı. Vasifesi iki taneydi: Pakistan için kuvvetli bir İslami hareket meydana getirmek ve hakimiyetten sonra bütün Hind müslümanlarını idare edecek kudretli bir teşkilat kurmak. Mevdudi, Hind- Pakistan meselesine çift bir şekilde yanaşmak istedi. Pakistan’ın kurucusu ve sonradan bütün Hindistan müslüman cemiyetlerinin reisi olan Kaid’i Azam Ali Cinnah'da aynı şeyi yaptı. Cinnah, İslam cemaati ile yakınlaşma tesis ederken, cemaat ile cemiyetler arasında hiçbir ihtilaf olmadığını ve bir tanesinin daha yüksek bir ideal için, diğerinin halihazırdaki arzusu tahakkuk etmediği takdirde cemaatın çalışmalarının da imkansız olacağını anlatmaya çalıştığını söyledi. Kameruddin Han. Haftalık Filozof:gazetesi 29 Aralık 1963.

Pakistan için hizmet ve ızdırablar

Pakistan devleti, 1947'de meydaya getirildi. Sınırlardan içeri doğru başlayan kitle hareketleri görülmemiş acı ve sefaletleri de beraberinde getirdi. Mevdudi, cemiyetin bütün gelirlerini hükümetin emrine tahsis ederek büyük yardımlarda bulundu. Yeni devletin ideolojik yapısını kuvvetlendirmek için Pakistan radyosunda konuşmaya davet edildi. Bu radyo konuşması sonradan "İslami hayat tarzı" ismiyle neşredildi.

1948'de Lahor’daki hukuk kolejleri birliğiyle temasta bulunurken, Mevdudi, hükümeti Kur’an ve sünnete istinad eden bir anayasa yapmaya davet etti. Böyle bir işe mani olmak gibi bir fikrin karışıklık ve buhranlara yol açacağını bildirmeyi de unutmadı. Onu susturmak için tevkif ettiler ve mahkemeye çıkarmadan uzun müddet hapishanede alıkoydular. Halka, Mevdudi’nin "Keşmir’de hürriyet mücadelesi yapmak cihat değildir" diye fetva verdiğini ilan ettiler. Bu itham tamamen hilafı hakikattı. Bu iddianın aksine Mevdudi’nin hür Keşmir için yaptığı müsbet çalışmalar eski Keşmir lideri, Gulam Abbas ve Azad hükümetinin ilk vekillerinden Serdar İbrahim Kolşah ve Serdar Kayyum tarafından ifade edilmişti. İslami cereyan günden güne şiddetlenince Hükümet "Hakikatlar kanunu"nu yaptı. Mevdudi de 20 aylık bir mevkufiyetten sonra 1950 Mayıs’ında serbest bırakıldı.

Ölüm hücresinden İslam Cumhuriyetine

"Hakikatler kanunu"nu beklenildiği gibi, bir anayasa ve şeriata dayanan bir hükümet teşkilatı kurulması takip etmedi. İslami anayasa arzusu artınca Mevdudi, 1953'de tekrar tevkif edildi. Örfi idare mahkemesinde "Kadiyani meselesi" isimli risaleyi yazmış olduğu için muhakeme edildi. Bu risale Gulam Ahmed Kadiyani’nin yalancı Peygamberliğini ve o vesileyle ortaya çıkan sosyo-politik meseleleri açığa vuran ciddi ve tarafsız bir eserdi. Mevdudi ölüme mahkum edildi. Fakat kendisine af talebinde bulunmak hakkı verildi. Bu hakkı verenlere cevabı şu oldu. "Zalimlerden ve münafıklardan af dilemekten Allah’a (c.c.) sığınırım. Böyle bir zilleti kabul etmektense ölümü tercih ederim. Eğer Allah (c.c.) benim hayatımı kendi yoluna feda etmemi dilemişse, bu ilahi iradeye canu gönülden boyun eğerim. Ama böyle bir iradesi yok ise kimse bana bir zarar veremez."

26 aylık hapis hayatından sonra 1955'de yüksek mahkemenin kararıyla serbest bırakıldı. Pakistan İslam Cumhuriyetinin "Cemaat-i İslami"nin bütün mühim arzularını ihtiva eden ilk anayasası 1956 Mart’ında yürürlüğe kondu.

Örfi iradeye karşı cesur ve yılmaz

Fakat anayasa umdeleri cemiyette daha oturmadan satılmış kuvvetler saldırıya geçerek, bu anayasının meriyetten kaldırılmasına sebep oldular. Sadece anayasanın kaldırılmasıyla kalınmayarak örfi idare ilan edildi ve ana haklar muvakkaten kaydıyla kaldırıldı. Siyasi partiler kapatıldı ve hükümetin ismi "Pakistan İslam Cumhuriyeti"nden "Pakistan Cumhuriyeti"ne çevrildi. Örfi idare hükümeti, Kur’an ve sünnet hükümlerini katiyetle ihlal eden "Müslüman aileler kanunu" ilan etti. Mevdudi, durmadan, dinlenmeden bu gayri İslami kanunların karşısına çıktı ve onların cemiyetçe kabul edilmemeleri için elinden geleni yaptı.

Bir mahkeme ve zafer daha

1962 senesinin ortasında örfi idare başkanlığı yeni anayasayı yürürlüğe koydu. Fakat bu anayasa, memleketin arzuladığı İslami bir anayasa olmaktan çok uzaktı. Demokratik hayatın yeniden başlamasından sonra, "Cemaat-i İslami" zarar görmeden ve hatta eskisinden daha kuvvetli bir şekilde ayakta kalan tek parti oldu. Diktatörlük idaresinin kaldırılması için talepler çoktu. Mevdudi, halkın anayasasız bir hayata dönmesini önlemek için, Anayasayı ıslah etmek gerektiğini söyledi. İslami şartlar ve ana haklar talepleri, ilave maddelerle kabul edildi. Cemaat gittikce büyüyor ve kuvvetleniyordu. Mevdudi ve Cemaat, cür’etleri için cezalandırılmalıydılar. Mevdudi’ye karşı resmi kanallardan idare edildiği muhakkak olan iftira kampanyası açıldı. Cemaat’in 1963 senesinde akdetdiği kongreyi sabote etmek için teşebbüse geçildi. Kongrenin yapıldığı binayı ateşe vermeleri ve Mevdudi’yi öldürmeleri için sokak serserileri kışkırtıldı. Bütün bunlar polisin gözü önünde ve hatta himayesinde yapıldı. Korkutma ve yıldırma siyaseti başarıya ulaşamayınca Cemaat kapatıldı ve 1964 Ocağında Mevdudi tekrar hapise gönderildi. Yüksek mahkeme tevkiflerin kanuni olmadığını ileri sürerek bütün mevkufları Mevdudi ile birlikte serbest bıraktı.

Mücadele devam ediyor

1965'deki Başkan seçimleri ortalığı tekrar karıştırdı. O sıralarda Hindistan, Keşmir’e ve Pakistan’a karşı hücuma geçti. Cemaat, bütün ihtilafları bir yana bırakarak hükümeti destekledi. Harp mültecilerine yardım elini uzattı. Milli müdafayı ve buna bağlı tedbirleri bütün gücüyle destekledi. Mevdudi yine askerleri ve milleti gayrete getirecek konuşmalar yapması için devlet radyosuna davet edildi. Fakat Taşkent’deki sükut halkı çok kızdırdı ve Pakistan’da büyük karışıklıklar çıkaracak kadar büyüdü. Halkın bu tehevvür hislerine katılmak yerine Mevdudi herkesin ibret alacağı bir itidal gösterdi. Mevdudi’nin teşvikiyle toplanan ana muhalefet partilerinin kongresinde Pakistan meselerinin halli için müspet teklifler ileri sürüldü. Hükümet demokrasiyi yerleştirmeye ve işgal edilen Keşmir’in hürriyet davasına ihanet etmeye davet edildi.

Siyaset meslek değil

Baskılar hiç hafiflemeden devam etti. Fakat o boğucu hava içinde dahi Mevdudi insan hakları ve içtimai adalet arzusunu haykırmaktan bir an bile geri kalmadı. Tazyik ve aldatmaların yumuşatamadığı sesi, mantık ve aklın, cesaret ve itikadın, şeref ve iffetin açık bir işareti idi. Şahsi bir çıkar peşinde değildi. Böyle bir gayesi olsa, hükümet onu en yüksek makama oturtmakta bir an bile tereddüt etmezdi. Bir seferinde şöyle demişti: "Gayri İslami bir devlette en yüksek makamda bulunmaktansa, bir cemiyetin en aşağı bir ferdi olmayı tercih eder ve bundan büyük bir gurur duyarım." Siyaset bazıları için bir ilmi merak meselesidir. Bazılarına göre de bir meslek ve heyacandır. Fakat Mevdudi için sadece bir vazifedir. Dava için bütün gücüyle ve her türlü vasıtayı kullanarak mücadele eder. Bu mevzuda kendine hakaret edenlere bağrını açarak onlarla teşriki mesai eder ve onları kurtarmayı bir vazife bilirdi.

Başlattıkları bir hareketin sağlıklarında neticeye ulaşmış olduğunu görmek pek az faniye nasip olmuştur. Sade ve ali cenap Mevdudi, açık fikirli bir mütefekkir, soğukkanlı bir nazariyeci, sevilen bir edip, kuvvetli bir hatip, dinamik bir teşkilatçı ve şerefli bir politikacı karakterini şahsında toplayan nadir şahsiyetlerden biridir. Bütün bu meziyetler, Allah-u Teala’nın (c.c.) ona bir lütfudur.

Mevdudi’nin, yazılarıyla münevver müslümanlarda meydana getirdiği tesir çok derin ve müspettir. Mekke’deki "Rabıtatu'l-alemu'l-İslami" Dünya müslüman cemiyetleri birliğinin tesis komitesi azası olan Mevdudi, aynı zamanda Medine’deki İslam Üniversitesi istişare heyetine ve bazı beynelmilel teşkilatlara da azadır. 1967 Mart’ında Libya’nın El-Senusi üniversitesi’nde "İslami hayat" mevzulu konferanslar vermesi ve sonra da Cenova'daki İslam merkezini ziyareti kararlaştırılmış, fakat...

Bugün o, gene muhakeme edilmeden hapishanede tutulmaktadır. Fakat hapishane bu tip insanlar için bir mükafattır. Ve mükafatı ne kadar cömert kullanırlarsa, o nispette onun davasına hizmet edeceklerdir. Böyle insanların darağacında can vermeleri İslam davasının eninde sonunda tahakkuk edeceğini bize bildiren tescil vesikalarıdır.

darulkitap.com

 


Mevdudi ve Papa 
 
  Bugün 31 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=