ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  N- Risale-i Nurların Kutsallaştırılması
 

N- Risale-i Nurların Kutsallaştırılması

Risale-i nurlarda; Risale-i nurları, Said Nursî’yi ve talebelerini kutsayan o kadar çok bölüm vardır ki, onlar çıkarılsa kitaplar ciddi anlamda küçülürler. Bunların bir kısmından daha önce söz edilmişti; bir kısmına daha göz atalım:

“Bu acayip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, özellikle müminlerin çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve katıksız kafirlik ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en sağlam, güçlü, yıkılmaz, sarsılmaz donanımına sahip olan Risale-i Nur'un nurânî siperlerine sığınmakla ve onun kutsal çerçevesine girmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, ebedî yokluk zannettiğiniz ölümü bir ebedi hayata çevireceksiniz[1].” "Onlar, ruhumuzun gıdası ve ebedî saadetimizin anahtarıdır[2].

Şimdi bu kitaplara yakıştırılan özelliklerden bazılarını görelim:

   a- Risale-i Nur’un onaylandığı iddiası

Nurcuların iddia ettiği gibi , kurtuluş, ancak Risale-i nurlarla mümkün olacaksa onların, önceki ilahi kitaplar tarafından haber verilmesi ve onaylanması gerekir. Said Nursî bu tarafı da ihmal etmemiş, “Sikke-i tasdik-i gaybî” yani “gaypla ilgili onay damgası” adını verdiği bir risale yazmıştır. Risalede şöyle diyor: “Bu risale baştan sona bine yakın işaretle bir tek şeyi; Risale-i Nur'un uygun görülüp onaylandığını ispat eder. Bir dâvada, bu kadar çok ve birbirinden farklı binlerce emare ve işaretinolması yalnız kesin bilgi derecesinde değil, belki gözle görme ve kesin kanaat derecesinde o dâvayı ispat eder”[3].

Bu ispatın nasıl olduğunu görmek isteyenler, bundan sonra gelecek olan “SAİD NURSİ VE KUR’ÂN” bölümüne bakabilirler.

   b- Risale-i Nur’un Türkçe olması

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz, her elçiyi kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. (İbrahim 14/4) Said Nursî bu ayeti, Risale-i Nurların Türkçe oluşunun delili sayar ve şöyle der:

“… Elçilik ve Peygamberliğin naib ve vekillerinin her asırda bulunması bir kural olduğu için bu ayet, bir mirasçılık görevi yapan Risale-i Nur’u kendi fertleri içine bir işaret anlamıyla sokuyor ve dilinin Arapça olmayıp Türkçe olmasının sebebini belirliyor”[4].

   c- Risale-i Nur’u yaymanın büyük günahlara kefaret olduğu iddiası

Said Nursî’ye göre “Kur’an lemeatlarına ve Risale-i Nur'a değil ilişmek, onu tamamıyla kabul edip yayılmasına çalışmak gerekir. Bu onun, geçmiş dehşetli günahlara kefaret olması ve gelecek müthiş belâlara ve anarşiye engel olabilmesi için şarttır”[5].

   d- Risale-i Nur’u okuyanların kısa sürede alim olduğu iddiası

Said Nursî’ye göre eski medreselerde beş on senede öğrenilen bilgiler Nur Medreselerinde beş on haftada öğrenilebilmekte ve aynı sonuç elde edilebilmektedir[6].

   e- Risale-i Nurları kutsallaştırm ile ilgili örnek

Risalelerden “Âyet-i Kübra” yı örnek verip iddiaları adım adım izleyelim:

   f- Said Nursî’ye yazdırıldığı iddiası:

Said Nursî Âyet-i Kübra adını verdiği risalesinin giriş kısmını uzatınca şöyle diyor:

“Bu risalenin girişinin bu derece uzun olması istemeden olmuştur. Demek ihtiyaç var ki, öyle yazdırıldı”[7].

  g- Adını Hz. Ali’nin verdiği iddiası:

Said Nursî, bu risale için şöyle diyor:

“Bu risalenin öyle bir ehemmiyeti var ki; İmam-ı Ali (R.A.) gaipten gösterdiği kerametlerle bu risaleye, “Âyet-i Kübra” ve “Asâ-yı Musa” adlarını vermiştir”[8].

   h- Hz. Ali’nin Risale’den şefaat dilediği iddiası:

Said Nursî diyor ki: “İmam-ı Ali (R.A.), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada “Ayet’ül-Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yaptı…[9]

 i- Risale’nin lâ ilâhe illallah’in delili olduğu iddiası:

Said Nursî diyor ki: “Lâ ilâhe illallah’ın delili, basılı Âyet-ül Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), onu şefaatçi yapmıştır[10].

 

   j- Risale’nin kurtarıcılık yaptığı iddiası:

Said Nursî diyor ki: “.. o Risalenin hem Ankara hem Denizli Mahkemelerinde galip gelmesiyle ve perde altından etkili bir şekilde yayılmasıyla talebelerine berat kazandırmağa sebep olduğu…[11]

 

   k- Bir mağazayı yangından koruduğu iddiası:

Said Nursî diyor ki: “… (Isparta’da) hükûmet dairelerinden birisi … gecenin en soğuk anında üç saat cehennem gibi yandı. Yangın; tam bitişikteki mağazaya hızla ilerliyordu. Mağaza Risale-i Nur’un bir talebesine aitti. “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” diyerek yanıma geldi. Ben de iki gün evvel mağazada bulunan Âyet-ül Kübra’nın bazı nüshalarını istemiştim ama getirmemişti. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın, bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları tamamen yaktı, yıktı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın korumasında olan mağazaya hiç ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da sağlam kaldı[12]

 


[1] Emirdağ Lâhikası (1),  Mektup No: 81, c. II, s.1733. İfadeler sadeleştirilmiştir; aslı şöyledir: “Bu acip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur'un nurânî siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, idam-ı ebedî zannettiğiniz ölümü bir hayat-ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz”.

[2] Şualar, On Dördüncü Şuâ, c. I,  s.1111, Ceylan Çalışkan’ın müdafaasından.

[3] Kastamonu Lahikası, c. II, s. 1651,  Yazı sadeleştirilerek özetlenmiştir. Aslı şöyledir: “Bu risale Sikke-i Gaybiye baştan aşağıya kadar bir tek neticeye bakar. Bine yakın emarelerle, Risale-i Nur'un makbûliyetine bir imza basıldığını isbat ediyor. Böyle bir tek dâvaya bu derece kesretli ve ayrı ayrı cihetlerde binler emareler ve îmalar onu göstermesi, ilmelyakîn değil, belki aynelyakîn, belki hakkalyakîn derecesinde o dâvayı isbat eder”.

[4] Şualar, Birinci Şua, Dördüncü Ayet, c. I, s. 847.

[5] Sikke-i Tasdik-i Gaybî, c. II, s. 2061.

[6] Sikke-i Tasdik-i Gaybî, c. II, s. 2061. Yazı sadeleştirilmiştir. Aslı şöyledir: Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur Medreseleri beş on haftada aynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor.

[7] Şuâlar, Yedinci Şuâ, c. I, s. 895.

[8] Şuâlar, Yedinci Şuâ, c. I, s. 895.

[9] Şuâlar, On Beşinci Şuâ, c. I, s. 1116. “وبالآية الكبرى أمني من الفجت Arapça’da fecet diye bir kelime olmadığı için füc’e kabul edilerek anlam verilmiştir.

[10] Şuâlar, On Beşinci Şuâ, c. I, s. 1116. Bu ibarede kısaltma yapılmıştır. Tamamı şöyledir: “ Birinci Kelime ­لا إله إلا اللهr. Bundaki hüccet ise matbu' Âyetül-Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin hârikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), Nur'un eczalarından haber verdiği sırada  وبالآية الكبرى أمني من الفجت (Ayetül Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru. A. Bayındır) deyip o Âyetül-Kübra'yı şefaatçı yaparak…”

[11] Şuâlar, On Beşinci Şuâ, c. I,  s. 1116.

[12] Emirdağ Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1723. Anlamı bozmayacak kısaltmalar yapılmıştır.

 
  Bugün 50 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=