ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  Peygamberlik iddialari devam
 

Aslında, Nur Risaleleri'nde Said Nursî Hz. Muhammed'le (s.a.v.); Nur Risaleleri de Kur'an'la âdeta aşık atmaktadır.

 

Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda ise;

"Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ebu Bekir (r.a.), Mekke'den Medine'ye hicret ederlerken, Bir güvercinle bir örümceğin, müşriklerin tüm çabalarını boşa çıkardığı gibi; Risalet-ün-Nur'un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti."

 

Said Nursî'nin peygamberlik taslaması artık Hz. Muhammed'le mücadeleye dönüşmüştür. Yalnız, bir derece altta kalınmaya özen gösterilmektedir. Bunun sebebi ise şudur: Ortada Kur'an-ı Kerim gibi bir mucize, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) son peygamberliği gibi bir hakikat varken, Said Nursî bunları görmezden gelemez, bunlara rağmen peygamberliğini açıkça iddiada edemez, kendisine verilen kitabın da Risale-i Nur olduğunu alenen söyleyemezdi.

 

Said-i Nursi'nin yaptığı bu kurnazlığı yapmayan İskender Evrenesoğlu'nun, açıkca Allah'ın elçisi, peygamberi (!) olduğunu söylemesi Said-i Nursi ile arasındaki tek fark olmuştur. Hâlbuki İskender ile Said-i Nursi aynı şeyleri iddia etmektedirler. İskender aptallık yapıp peygamber olduğunu söyleyince sahte peygamber olarak algılanmış; Said-i Nursi ise kurnazlık yapıp peygamberliğini dolaylı, mecazla ve kelime oyunlarıyla söyleyince ne yazık ki en büyük, eşsiz âlim olarak algılanmıştır.

 

Şuâlar, 141, 523, 535, 545, 590'da geçen;

"Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O'nun izni ile yazıldığına şüphe yok. "Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur'ânîyim. Bir lâyemut'un eserinden fışkıran kerametli bir Nûr'um."

 

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de geçen;

"(...) Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: "Bu nedir?" Rü'yada demişler: "Risale-i Nur'un sahifeleridir." Yâni, tâbirce Risale-i Nur, Kur'anın tefsiri olduğu cihetle, vahy-i semavî olan Kur'anın semavî ve ilhamî bir tefsiridir."

 

Bu cümlelerde Said Nursî, Nur Risaleleri'nin kendi eseri olmadığını öylesine vurgulamaktadır ki; bu vurgu, eserin kendisine nisbetini imkânsız kılmaktadır. Ee, Said Nursî Nur Risaleleri ile bu kadar da bağlantısız olamayacağından, bu bağ onun tercümanlığı vasıtasıyla sağlanmıştır:

 

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de ise;

"Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'anın bir tefsiri ve Kur'andan mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım Risaleleri ihtiyarım hâricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim."

 

Nur Risaleleri, Said Nursî'nin eseri değildir(?), onun ihtiyarıyla yazılmamış, bilâkis Cenab-ı Hakk'ın lisanıyla yazdırılmıştır. Semavîdir(!), arşîdir(!). Said Nursî, Nur Risaleleri'nin ancak tercümanıdır.

 

Kur'an'da kitapların "indirildiği, inzal edildiği" belirtilmektedir. İşte Nur Risaleleri de Kur'an'ın semasından, ayetlerin yıldızlarından inmektedir(!). Kur'an, kendinden önceki kitapları, Tevrat'ı, İncil'i tasdik etmek için indirildiğine göre; Nur Risaleleri de sanki Kur'an'ı tasdik etmek için indirilmiştir. Nitekim bu, Nur Risaleleri'nde birçok kez tekrar edilmiştir.

 

Yine bilindiği gibi; Allah Tealâ, peygamberlerine davalarını ispat etmek üzere, insanları âciz bırakan mucizeler vermiştir. Kur'an-ı Kerim, en büyük mucizedir; Nur Risaleleri de mucize-i Kur'âniyedir(!).

 

Mucizeler, diğer insanlar boyun eğip itaat etsinler için peygamberliğin delili olarak ancak peygamberlere verilir; Nur Risaleleri de Said Nursî'nin mucizesidir, kalplerin ve akılların zaptedilerek ona itaat ettirilmesi istenmiştir!:

 

"Yâ Rabbî (...) Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm'a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'a ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm'a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a, kalbleri ve akılları musahhar kıl!"  (Bediüzzaman Said Nursi)

 

Hz. Peygamberin ayın yarılması mucizesi vardır; Said Nursî'nin de en inatçıyı dahi tasdike mecbur eden zelzele mucizesi (Kastamonu Lâhikası) vardır.

 

Said Nursî'nin tâbileri, kıyamette İslam ümmetinden ayrı bağımsız bir ümmet olarak Said Nursî'yle beraber (Nede olsa peygamberleri ya..) diriltilmekten de razı olduklarını Tılsımlar Mecmûasında şöyle dile getirirler;

 

 "Ve onun (Said Nursî'nin), etbaıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba's buyurulacağını bildirmektedir."

 

Ee, Hz. Peygamberin veda haccı olur da Said Nursî'nin olmaz mı? Müridi olan Hasan Feyzi Siracü'n-Nûrda bakın ne diyor;

 

            "(...) Şimdi biz Hacce't-ül Veda'sız böyle bir ölüme nasıl inanalım.((...) Son sözlerini Hind'den, Yemen'den, Irak'dan ve Afgan'dan ve dünyanın her yerinden o mahall-i mübarek ve mukaddeste toplanan bütün müslümanlara, bütün âşıklara ve bütün hicranlı gönüllere söyle, bize "elâ hel bellağtu" (Dikkat edin! tebliğ ettim mi?) tekrarlayıp, "felyubelliğu'ş-şâhidu minkumu'l-gāibe" derken, âlem-i gayb ve ervaha işte oradan pervaz et."

 

Said Nursî, bu ifadelerden hiç de rahatsızlık duymaz, bu cümlelerdeki peygamberliğinin ihsasını, dile getirilmesini reddetmez. Bilakis Siracü'n-Nûr'da şöyle der;

 

 "Hasan Feyzi'nin Denizli ve hapsinin ve civarının has talebelerini temsil ederek, onların namına üstadının vasiyetnamesi ve zehirlenmeden şiddetli hasta olması münasebetiyle yazdığı bir mersiyedir. Vefat haberini almış gibi kalemi ağlamış. Lahikaya geçirilsin."

 

Her peygamber, doğru yolun temsilcisidir ve kendisine inanıp tâbi olanlara "cennet"i müjdeler. Said Nursî de, müritleri için "iman ile kabre girmeyi, cenneti gitmeyi" garantiler. Nur Risaleleri, bunlarla yetinmez. İmanlılarına cenneti garantileme babında sorgu meleklerine Risale-i Nur ile cevap verileceğini de ileri sürer. Tabiî ki o zaman şakirtler, başka kitapları değil Nur Risaleleri'ni tekrar tekrar okumak zorunda kalmaktadırlar!

 

Âsâ-yı Mûsa, Onbirinci Mesele'de konuyla ilgili olarak;

(...) kabre gelecek olan Münker-Nekir isminde Melâikeleri ehl-i hak ve hakikat yolunda gidenler için birer munis arkadaş yapan ve Risale-i Nur'un Şâkirdlerini talebe-i ulûm sınıfına dâhil edip Münker-Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini merhum kahraman Hâfız Ali'nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine Risale-i Nur ile cevap vermemizi rahmet-i İlâhiyyeden dua ve niyâz eden (...)"

 

Her peygamber, kendisine tâbi olmayanları Allah'a havale eder ve onlara Allah'ın vaîdini belirtir. Said Nursî'ye ve Nur Risaleleri'ne karşı çıkanların başlarına neler geldiği/geleceği Risalelerin birçok yerinde aktarılır.

 

Said Nursî, resullük değil nebilik iddiasında olduğundan, bu tebşiratı; Ebced gibi hurafelere dayanarak Kur'an ayetlerine, Hz. Ali'ye, Şeyh Geylânî'ye yaptırmıştır. Sonuç olarakta; Nurculuk yeni bir din, Risale-i Nur bu dinin kutsal kitabı, Said-i Nursi ise haşa peygamberleridir.(!)

 

3-Said-i Nursi; Risale-i Nur ile yeni bir din mi getirmiştir?

 

Zülfikar Mecmuasında Said-i Nursi'nin müritlerinden Hasan Feyzi derki;

"İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni'met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.

 

Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır. Ey Risale-i Nur! Fakat o kadar fasih ve beliğ ve edâlı ve sadâlı ve nağmeli yazılmış ve bütün harflerin birbirine dayanarak kelime ve kelâmların siyak ve sibak, intizam ve insicam ile dizilmiş ve bunlar birbirine o kadar kuvvet ve kudret ve metanet vermiş ki: Mensur ve Türkî ibâreli olduğun halde, yine mislin getirilemez. Senin gibi parlak bir eser, bir daha kimseye nasib olmaz."

 

Allahü Teala şöyle buyurur:

 

"Senin kavmin, O (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim." (6/66) 

 

"Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (10/15)

          

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. İletişim için:     hilmipolat-27-@hotmail.com

 

 

 
  Bugün 54 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=