ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine ÷zlem..
  RİSALE-İ NUR'DAKİ ŞİRK SÖZLER devam
 

8-Hz. Ali'nin Risaleyi şefaatçi kılıp yardım istediği iddiası

 

"Allah'tan başka bir dostunuz ve şefaatçınız yoktur. Düşünüp öğüt almıyor musunuz?" (Secde 4)

 "De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. " ( Neml, 65)

 

Allah'ın kitabındaki bu ve benzeri ayetleri bizden de iyi bilen Hz. Ali acaba Said-i Nursi'nin dediği gibi yapmış mıdır? Bakalım bu konuda Said-i Nursi ne diyor?

 

Şuâlar, On Beşinci Şuâ'da Hz.Ali'nin gaybı bildiği ve Risaleden yardım istediği geçer;

 " Birinci Kelime ­لا إله إلا الله tır. Bundaki hüccet ise matbu' Âyetü'l-Kübra Risalesidir. O emsalsiz hüccetin harikalığı içindir ki; İmam-ı Ali (R.A.), Nur'un eczalarından haber verdiği sırada  وبالآية الكبرى أمني من الفجت (Ayetül Kübrâ hakkı için beni ani ölümden koru) deyip o Âyetü'l-Kübra'yı şefaatçı yaparak..."

 

Bu iddia, Hz. Ali'ye (r.a.) atılmış bir iftiradır; çünkü Hz. Ali Allah'ın Kitabını en iyi bilenlerdendir. Hz. Ali, şahadeti ile bitecek olayların bile sonuçlarını kestirememişken, kendisinden yüzyıllar sonra gelecek bir adamdan ve onun risalelerinden haber verecek... Üstelik onca sıkıntısının arasında oturacak ebced ve cifir hesapları yaparak, bu kitaplardan yardım isteyecek.

 

9-Allah'tan başkasından yardım isteyip ölülere sığınma ve ölmüş bir insanın kendisinden yüzlerce yıl sonra yaşayan başka insanlara yardım ettiği iddiası

Allahü Teala şöyle buyurur:

 

De ki, Allah'ın dışında kuruntu­sunu ettikle­ri­nizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gi­der­meye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yeti­rebilirler". (isrâ 17/56)

 

"Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak saymanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyin iç yüzünü bilen Allah gibi, haber veremez."  (Fatır 35/14)

 

Bu ayetleri hatırda tutarak aşağıdaki yazılara bir bakalım.

 

Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen;

"On dördüncü asırda "El-Kürdî" lâkabiyle yâdedilen Molla Said, benim müridimdir. O fitne ve belâ asrının her şer ve fitnesinden, Allah'ın izniyle ve havl-i kuvvetiyle onun muhafızıyım." ....

Gavs'ın o müridi mahfuz kalmıştır. Korktuğu şer ve mehâlikten bir hıfz-ı gaybî ile kurtulmuştur" 

"O Gavs'ın müridi olan Said-ül-Kürdî, .... Allah'ın izniyle, havl ve kuvvet-i Rabbânî ile ona imdad etmişim ve istimdadına yetişmişim."             

"ve Gavs-ı Azam'ın ceddi ve üstadı olan Hz. Ali (R.A.; .... Risale-i Nur şâkirdleri ... o müthiş mehalike karşı sarsılmadıkları halde imdat-ı ruhaniye ve kuvve-i maneviyenin takviyesine pek çok muhtaç oldukları bir zamanda o ulûm-u evvelîn ve ahirîni bildiğini müftehirane iddia eden Hz. Ali (R.A.) hiç mümkün müdür ki; Evladından olan Gavs-ı Geylani'den geri kalsın. .. Risale-i Nur şâkirdlerinin imdadına yetişmesin. Elbette bu suretle yetişir ve yetişti.

 

"Ben sekiz-dokuz yaşında iken, nahiyemizde ve etrafında bütün ahali Nakşî Tarikatında ve orada Gavs-ı Hîzan adıyla meşhur bir zattan yardım isterken, ben akrabama ve bütün ahaliye aykırı olarak "Yâ Gavs-ı Geylanî" derdim. Çocukluk itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şeyim kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur" derdim. Şaşırtıcıdır ama yemin ederim ki, böyle bin defa Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir."   "Demek Cenâb-ı Hak o kudsî üstadımı, bir melek-i sıyanet gibi bana muhafız kılmış" Gençlik Rehberinde geçen;" Hz.Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan imdat ve Risale-i Nur'un şahs-ı mânevisinden himmet dileyerek çalışıyoruz"

 

Mektubat,  Birinci Mektubta geçen;

"Hattâ Seyyid-üş-şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.".

 

Barla Lâhikası, Yirmi yedinci Mektupta geçen;

" Hele Gavs-ı A'zam Şeyh Geylânî Hazretlerinin kerâmet ve ihbârât-ı gaybiyesini hemşîreniz o kadar lezzet ve muhabbetle dinliyor ki, üç sene evvelisi hastalığa tutulduğu vakit, o halinde ve kısmen aklı başında olmadığı zamanlar bahçede ağaçların dallarını tutup, "Yâ Abdülkâdir-i Geylânî, Yâ Veysel Karânî, meded!" diye bağırıp sallanıyordu."

 

Kendisinden yüzyıllar önce ölmüş bir insandan yardım istemek, bu insanın yardım ettiğini iddia etmek, Allah'tan başkasına sığınıp o kişiden yardım istemek Kurana göre şirktir. Bunun tevili, kıvırması olamaz.

 

"Mescitler, kuşkusuz Allah'ındır. Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin! (...) De ki: 'Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi ona ortak koşmam.'" (Cin,18-20)

 

10-Evliya zannedilen bazı insanların ilahlaştırılması

 

Barla Lâhikası Yirmiyedinci Mektupta geçen;

"Özellikle, Allah adamı Hz. Abdülkadir, Gavs-ı A'zam, "ol" der "olur" dairesinin kutbu" (...)

 

Sike-i Tasdiki Gaybi Sekizinci Lemada geçen;

"Hazret-i Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufları ehl-i velâyetce kabûl edilen üç evliya-yı azîmenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî'dir."  

 

Mektubat,  Birinci Mektubta geçen;

 "Hattâ Seyyid-üş-şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahü Anh, mükerrer vakıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.. ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi çok vâkıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş."

 

Mektubat, Birinci Mektubta geçen;

"Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır?... Elcevap: Hayattadır, ... Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yâni bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler... Tevatür derecesinde ehl-i şuhûd ve keşif olan evliyânın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder."

 

Sözler,  Onaltıncı Söz/Birinci Şua/Üçüncüsü;.

"İşte şu sırdandır ki mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Birbirisine mâni olmaz. Hattâ evliyâdan, ziyade nuraniyet kesbeden ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş."

 

Sözler, 657'de geçen;

"...Velilerin abdâlı, çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür".

 

Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hayatı;

"... Aynen bunun gibi; Denizli'de, camilerde beni gördükleri gibi hattâ resmen ihbar da edilmiş, müdür ve gardiyana aksetmiş. Bazılar telâş ederek, "Kim ona hapishane kapısını açıyor?" demişler. Hem burada dahi aynen öyle oluyor. Halbuki, benim çok kusurlu ve ehemmiyetsiz şahsiyetime, pek cüz'î bir hârika isnadına bedel, Risale-i Nur'un harikalarını isbat edip gösteren "Sikke-i Gaybîye Mecmuası" yüz derece, belki bin derece ziyade Nurlara itimad kazandırır ve makbuliyetine imza basar. Hususan, Nur'un kahraman talebeleri ve onlar hakikaten hârika hallerimle ve kalemleriyle imza basıyorlar."

Allah Tealâ, kimilerini yaratırken, kimilerini öldürür. Kendisine edilen tüm dualara karşılık verir. Sesleri birbirine karıştırmadan ancak o işitir. Her şeyi ancak o görür, o bilir. Her türlü eksiklikten münezzeh olan sadece o; tüm kemal sıfatlarıyla muttasıf olan da sadece odur.

 

Onun dışındaki herkes ve her şeyin eksiklikten bir nasibi vardır. Melekler ve peygamberler ise onun kullarıdır. Aynı anda birçok yerde olup, birçok işler yapamazlar. Her şeyi işitip, göremezler.

 

Şüphesiz ki; işleri evirip çevirmede, yönetmede, âlemlere tasarrufta yüce Allah'ın hiçbir şeriki (ortağı) yoktur. Hay olan, hiç ölmeyen sadece Allah'tır. O, şöyle buyurur:

"Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeyin yöneticisidir." (39/62)

 

"Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah'ındır. Sizin için Allah'tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır." (2/107)

 

Şirk, Allah'a mahsus olan sıfatlardan herhangi birini, münezzeh ve yüce Allah'tan başkasına isnat etmektir. Bu sıfatlar KÜN FE YEKÛN ("ol" der olur) ile tabir edilen irade ile âlemde tasarruf etmek, yahut hastaya şifa icadı, rızkını daraltacak yahut öfke sebebiyle onu hasta yapacak, yahut bedbaht edecek derecede bir şahsa lânet etme ve gücenme, öfkelenme, yahut bir şahsa rızkını genişletecek, bedenine sağlık verecek, kendini mes'ut kılacak derecede rahmet etmek gibi sıfatlardır. 

 

11-Said-i Nursi'nin Kıyamet tarihini belirtmesi

 

Allah;

"Kıyamet vakti yaklaştı. Allah'tan başka onun vaktini bilen de yok." (53/57-58)

 buyurduğu halde

 

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, Birinci Şuada;

 ".. Ve'l-ilmu indallahi lâ ya'lemu'l-gaybe illallâhu Hattâ ye'tiyallahu bu emrihi (şedde sayılır) fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş (1545) olup kâfirlerin başında kıyamet kopmasına îmâ eder... Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevi kanaat bir gâlip ihtimal gelebilir. (...)"  denilerek Allaha şirk koşulmaktadır.Said Nursî'nin, hesap aralarına "Allah'tan başka, hiç kimse gaybı bilmez" anlamına gelen "lâ ya'lemu'l-gaybe illallâhu" cümlesini koyması, adeta fasıkların büyük günahları bile bile işlerlerken "tövbe, tövbe" demelerini andırmaktadır.

 

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Sonraki sayfa»»

 
  Bugün 53 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=