ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  SAİD NURSİ'NİN PEYGAMBERLİK ÇABALARI
 

HURAFE MERKEZLİ NURCULUK DİNİNİN KURUCUSU

SAİD NURSİ'NİN PEYGAMBERLİK ÇABALARI

 Hilmi POLAT (İlahiyatçı)

 

 

1-Kur'an'da Hz.Muhammed'e açıklanmadığı halde Said Nursi'ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur'an'nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?

 

 Şualar, Birinci Şua,'da geçen;

  "Kur'an'ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil'ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor..."

 

Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

 "Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur'aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler."

 

Dinin, imanın, ayet ve hadislerin müşkülü olabilir, ama bunlar gizli, sırlı değildir. Dinimiz, Kitabımız apaçıktır, esrar perdesiyle örtülü değildir. Esrarengiz bir dinle Allah'a nasıl kulluk edilebilir? Kur'an'ın bir ismi de "Beyan"dır.

Allah (c.c) Ali İmran 138'de "Bu, insanlar için bir beyandır (apaçıktır)." buyurmaktadır.

 

Bu sözlerle Risalelerin kutsallığına, yeni bir peygambere ve dine zemin hazırlanmaktadır. Hedef; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler yeni bir ilahi kitap, Kur'an ise sırlarla dolu, açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur'an'ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber. Böyle bir iddia küfürdür, çünkü Allah, Bakara 79'da "Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra "bu Allah katındandır" derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!." buyurmaktadır.   

 

2-Said Nursi Peygamberlik iddiasında bulunmuş mudur?

 

 Allahü Teala şöyle buyurur:

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir. (33/40)

 

Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hayatı'nda geçen şu cümleye bir bakın;

" o zat (Said Nursî), hizmet-i îmâniye noktasında Risâletin bir mir'at-ı mücellâsı ve şecere-i Risâletin bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı Risaletin irsiyet noktasında son dehan-ı hakikati ve şem'-i İlâhînin hizmet-i îmaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.

 

[Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber, bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmağa cesaret edemedim. Sükût ederek, o medhi, Risale-i Nur Şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi namına kabul ettim.] Said Nursî"

 

Said Nursî kendisine "imana hizmet yönünde peygamberliğin bir cilâlı aynası, peygamberlik ağacının nurlandırılmış son meyvesi, peygamberlik lisanının vârislik noktasında son gerçek ağzı, ilâhî ışığın imana hizmet yönünde son mutlu taşıyıcısı" gibi sıfatların hepsini tevazu maskesiyle, "istemem, yan cebime koy" kabilinden kabul ettiğini söylemektedir.

 

Said Nursî'nin, bu sıfatların "son sahibi" olduğu vurgulanmaktadır. Aslında, bu sıfatların gerçek ve son sahibi -hâşâ- Said Nursî değil, Hz. Muhammed'dir. Yani anlayacağınız Said-i Nursi; Hz. Muhammed (s)'i maske yapıp Peygamberlik iddia etmektedir.

 

Bu adamın sözlerine inanan safdillere birkaç hakikati gösterelim:

 

"Muhammed, (...) Allah'ın Elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. (...)" (Ahzâb,40)

Hz. Peygamberin (s.a.v.) risaleti bir ağaca değil de, bir eve benzetmiştir. Bunun hikmeti ise çünkü ağaç meyve vermeye devam eder, ama ev sağlam bir biçimde tamamlandığından yeni tuğlaya ihtiyaç hissetmez. Fakat Said Nursi risaleti güya ağaca benzeterek kendine pay çıkarmaktadır.

 

Efendiler, mimar evi tamamlamış, tuğlalardan birini söküp yeni bir tuğla koymayacak! O evden ne bir tuğla sökebilir ne de ona tuğla bildiğiniz bir şeyi yamayabilirsiniz!... O ev, çıkıntı kabul etmez. Bu yüzden Peygamberlik makamı son bulmuştur ve Said-i Nursi gibilerinin yalanlarına kanmamak gerekir.

 

Ama ne yazık ki şakirtleri Said Nursî'ye öylesine iman etmişlerdir ki, sarf ettikleri sözler aralarındaki ilişkinin "peygamber-yakın ashabı" ilişkisi olduğunu Siracü'n-Nûr'da Hasan Feyzi açıkça ortaya koymaktadır:

"(...) Demek göç ve sefer muhakkak mı Üstadım. Demek Hazret-i İmam-ı Ali'yi ağlatıp, Ömer'i şaşırtan, Ehl-i Beyt'i inletip, Medine-i Münevvere'yi karartan o hâl-i pür-melalin bir nümunesi, âkıbet bizim bu garip başlarımıza da mı çöküyor. Pek vakitsiz, pek erken değil mi Üstadım."

 

Tılsımlar Mecmuası'nda inanılmaz bir zorlamayla, Said Nursî kendisini Hz. Muhammed'in aynası olarak göstermiştir:

"Binâenaleyh bu Zât (Said Nursî), cismaniyet noktasında mir'at-ı Peygamberî'dir."

 

Hâşâ ve kellâ... Said Nursî, ne cismaniyet ne de ruhaniyet noktasında Hz. Muhammed'in aynası olabilir.

 

"Üstelik ancak iki Muhammed, bir Bediüzzaman ediyor." Şöyleki;

"Muhammed (92) (Ebcede göre Muhammed adının sayı değeri 92'dir.) Âyine karşısına koyarak Muhammed (92), Bedîüzzaman (184)'dır.

 (Ebcede göre Bedîüzzaman adının sayı değeri 184'dür.)

 

  Peki, sizin bu ahmakça çıkarsamanızı esaslı bir şey zanneden muzırın biri çıksa da dese ki:

 

" Kur'an'da Tebbet suresinde adı geçen Ebu Leheb'in cifri değeri 46'dır. Ebu Leheb'in sağına, soluna, önüne, arkasına ayna koysak ( Yani 46 x 4= 184) kim görünür acaba?"

Bu münasebetsize ne cevap vereceksiniz? Hadi biz verelim cevabı: Bediüzzaman Said Nursî görünür. Çünkü: Ebu Leheb (46) x 4 = Bediüzzaman (184) eder.

 

Bir diğeri ise çıkıp Ebced ile şöyle bir yorum yapsa;

 

"Bakara 220'. ayette  "(...) Allah, müfsidi muslihten ayırt etmesini bilir. (...)" buyurulmaktadır. "Müfsid" (Ara bozucu, karıştırıcı) kelimesinin "Bediüzzaman"a tam tamına tevafuk etmesi cihetiyle (Çünkü Müfsid'in cifri değeri 184 iken  Bediüzzaman'ın cifri değeri de 184'tür.)  ayet, Bediüzzaman'ın fesâd-ü ifsadına ima, belki remz ediyor. Hatta bunu delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor. Nitekim, Said-i Nursi'nin cümleleri de bunu hem lâfzen hem de mealen tasdik edercesine diyor ki:

 

            Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız..." dese ne yaparsınız?

 

Şuâlar, Birinci Şua'da Said-i Nursi kendi konumundan şöyle bahseder;

"(...) benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz (...) bulunan bir adam, (...) Risale-i Nur'a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu'cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil (...)"

Peygamberimiz Kur'an'ın tercümanıdır, mübelliğidir; Said Nursî de Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Hz. Peygamber ümmîdir; Said Nursî ise yarım ümmî bir zattır. Nasıl ki, Kur'an-ı Kerim Hz. Muhammed'in (s.a.v.) değil, Allah'ın kelâmıdır; o sadece tercümandır, mübelliğdir. İşte, Risale-i Nur da Said Nursî'nin eseri değildir; o da Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Peygamberimizin Kur'an'ı tebliğ görevi vardır; Said Nursî'nin de Nur Risaleleri'ni "tebliğ" (Barla Lâhikası, 21) görevi vardır.

 

Şuâlar, Beşinci Şua'da şöyle geçiyor;

"Hattâ "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur"da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi, bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki; o kitapların bir kısım tâbileri te'vil edip îman etmediler."

 

Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektupta müridi Hâfız Ali ise şöyle der;

(...) Nur Risalelerini, değil Hazret-i Şeyh (K.S.) altıncı asırdan ondördüncü asırda görmesi, (Kütüb-ü sâbıkada remzen ve Hazret-i Kur'an'da sarahaten göstermeleri, o kitab-ı mübarekin şe'nindendir) diyebileceğim."

 

Kur'an'dan önceki ilâhî kitapların Peygamberimiz ve Kur'an hakkında verdikleri haberler, "bir kısım tâbilerinin tevil edip iman etmediği bir derece perdeli ve kapalı" haberler iken; Said Nursî ve Nur Risaleleri hakkındaki haberleri "remzi"dir.

 

Ayrıca, kütüb-ü sabıkanın Hz. Muhammed'den "bir derece perdeli ve kapalı" haber vermesine karşın; Kur'an'ın Said Nursî'den, onunla ilgili tarihlerden, risalelerinin isimlerinden verdiği haberler "sarahaten"dir. "Sarahaten", yani açık ve sarih olarak, açıktan açığa... Nur Risaleleri'ndeki bu ifadalerden açıkça anlaşılmaktadır ki, kütüb-ü sabıkayı ve Kur'an'ı indiren yüce Allah, Hz. Muhammed'in bir derece perdeli ve kapalı haberlerle bildirilmesini, fakat Said Nursî'nin ise açık ve sarih haberlerle bildirilmesini irade etmiştir!... Yuh artık! Yazıklar olsun sizlere!

DEVAMI»»

 
  Bugün 43 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=