ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  Vesile Salih ameldir- devam
 

A- Şefaat Allah'ın İzniyledir

Şefaati Allah'ın iznine bağlayan ayetler, müşrik kafalarda yaşayan şefaatçiliğin Allah'ı çemberin dışında tutma eğilimlerini, "Allah'a rağmen" bir anlayışı kırmayı kendisine hedef edinmiş, bunu da ancak "Allah'ın izniyle" gibi bir şarta vurgu yaparak açıklamıştır.[1]

İzin şartı Kur'an bütünlüğünden koparılarak değerlendirilirse, sanki Allah katında torpilci edinmek mümkünmüş gibi algılanabilir. Oysa izin şartının ana hedefi, insanlara Allah'ın yanında, karşısında herşeyin aciz kaldığını kavratmaktır. Müşrikler, Allah kaynaklı olmayan yanlış bir itikad geliştirerek taptıkları putlara şefaat iznini Allah'ın verdiğini iddia etmektedirler. İşte izinle ilgili ayetler bu iddiayı çürütmek içindir.

Birçok ayette Allah'tan başka şefaatçinin olmadığı, şefaatin bütünüyle O'na ait olduğu vurgusu, müşriklerin iddia ettikleri şefaat izninin var olmadığını göstermektedir. Allah Teala hükmünde, egemenliğinde ortak tanımaz ve şefaat var olacaksa bile ancak O'nun izniyle olur.

"Sizin O'ndan başka bir veliniz, şefaatçiniz yoktur" (32/Secde, 4)

"De ki, bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz" (39/Zümer, 44)[2]

Bütünüyle Allah'ın tasarrufuna tâbi olan şefaat'in gerçekleşebilmesi için şefaat edenin de, edilenin de razı olunanlardan olması gerekir. Oysa Allah ne müşriklerden, ne de taptıklarından razı değildir.

"Rahman çocuk edindi" dediler. O yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sandıkları melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır. O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun emriyle hareket ederler. Onların önlerinde ve arkalarında ne varsa bilir. Razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler. Onlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım! derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" (21/Enbiya, 26-29)[3]

 

B- Ahirette Şefaat Yoktur

"Ve öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse kimsenin cezasını çekmez, kimseden şefaat da kabul edilmez. Kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz" (2/Bakara, 48).

"Ve şu günden sakının ki, kimse kimsenin cezasını çekmez. Kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez, bir taraftan yardım da görmezler" (2/Bakara, 123).

 

"Ey inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ne de şefaat'in olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcayın. Kafirler zalimlerin ta kendileridir" (2/Bakara, 254).

Yukarıda zikrettiğimiz ayetler bize muhkem olarak öğretmektedir ki, ahirette şefaat yoktur. Peki şefaati izne bağlayan, razı olunanların razı olunanlara şefaati ne anlam ifade etmektedir? Şu anlamlara gelmektedir:

1-İslami mücadele yürüten mü'minlere Sünnetullah gereği meleklerin şefaat etmesine (gaybi yardımda bulunmasına) Allah'ın izin vermesi anlamına gelmektedir. Böyle bir izin yine Sünnetullah gereği müşriklere yönelik olarak söz konusu değildir. Çünkü onlar şeytanın hizbindendir. Allah, meleklere gaybi yardım iznini kendi hizbi için vermektedir[4].

2-Müşriklerin, Allah indinde ayrıcalıklı olduklarından dolayı meleklerle kendilerine şefaat edileceği iddiasını reddetmek içindir. "O'nun izin verdiğinden başkası şefaat edemez" şeklindeki istisnalar ahirette şefaatin olacağına delalet etmez.

Kur'an'ın bütüncül mesajı her türlü aracılık düşüncesini gayri meşru saymaktadır. Bütün peygamberler, şirkin her türüyle tevhidi bir savaş vermektedir. O halde birçok muhkem ayette, Allah katında şefaatçilik görüşü şirk addedilmişken, Kur'an'ın kendi içinde aracılık düşüncesine yorulabilecek yaklaşımlar içermesi düşünülemez.[5]

 

ALLAH´TAN BAŞKA VELİ YOKTUR

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur" (9/Tevbe, 116).

"Onların Allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur" (42/Şura, 46).

"Yoksa O'nun dışında bir takım veliler mi edindiler? İşte Allah, veli olan O'dur. Ölü olanları da diriltir. Herşeye güç yetiren O'dur" {42/Şura, 9).

"Haberin olsun, halis olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler): Biz bunlara bizi Allah'a daha yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Hiç şüphesiz Allah kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerde hüküm verecektir. Gerçekten Allah yalancı, kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez" (39/Zümer, 3).

Allah katında aracılığın, iltimasın mümkün olduğuna inananların hakiki anlamını tahrif ettiği kavramlardan biri de veli'dir. Dost, ahbap, arkadaş, yardımcı gibi anlamlara gelen veli yukarıda alıntıladığımız ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'tan başkasına izafe edilemeyecek bir yapıya sahiptir. Allah ile insanlar arasında şefaatin, velayetin var olduğuna inanılan muharref kültürlerde bu kavramın gerçek manasının içi boşaltılmış, ayrıcalıklı bir sınıfa nisbet edilir olmuştur.

Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde Allah'ın tüm mü'minlerin velisi olduğu vurgulanmaktadır. O halde tasavvuf  kültüründe olduğu gibi velilik, evliya sınıfına ait değildir:

"Bizim velimiz sensin, öyleyse bizi bağışla, bizi esirge, sen bağışlayanların en hayırlısısın" (7/A'raf, 155).

"Allah, iman edenlerin velisidir" (2/Bakara, 257).

Mü'minlerin tek ve gerçek velisi Allah'tır. Allah'a dost olmak bakımından mü'minler de birbirinin velisidirler:

"İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten menederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah'a ve elçisine itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet-edecektir. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir" (9/Tevbe, 71)[6].

Bazı ayet-i kerimelerde de mü'minlere, kafirlerin, zalimlerin, şeytanların, yahudi ve hristiyanların veli ve yardımcı olamayacakları bildirilmektedir[7].

Bütün bu ayet-i kerimelerden çıkardığımız sonuç, peygamberlerin, mü'minierin hepsi Allah'ın velisidirler. Allah'a dost oluş, O'nu razı etmekten dolayıdır. Yani Allah Teala, inanan ve salih amel işleyen kullarını veli olarak kabul etmektedir. Aynı ilkelere inanan, aynı dava için kalpleri çarpan, gönül birliği yapan mü'minler de birbirlerinin velisidirler. Birbirlerini zalimlere karşı koruyup kollarlar.

Sözün özü, Kur'an-ı Kerim'de muhkem bir şekilde açıklanan veli ve evliyanın vasıfları, beşer tabiatının üzerine çıkması, fevkaladelikler göstermesi veya günahları bağışlayan şefaatçi olması değil, tevhidi bir inanca sahip olması, salih amel yapması, münkerden kaçınıp iyiliği yaygınlaştırması, her türlü şirke, zulme ve haksızlığa karşı açıktan mücadele etmesidir[8].

 

SONUÇ

İtikadımızın yegane kaynağı olan Kur'an, mü'minleri TEVHİD konusunda hassas davranmaya yöneltmektedir. Allah'a ortak koşmaya yol açacak tüm girişimler ilahi bildirimin ışığında önlenmiştir.

Yaşadığımız toplumda Tevhid'e zarar vermeye müsait vesile, veli ve şefaat telakkileri vardır. Eğer nefsimizi ve çevremizi Kur'an'ın gözüyle görmeye çalışırsak, yanlışlıkların önüne geçebiliriz. Böylece düşüncelerimizi, zihnimizi ve eylemlerimizi şirkin kirlerinden uzak tutmamız mümkün olabilir. İslam'ın temel esaslarını oluşturan konularda Rabbimizin ayetleri şüpheye ve bulanıklığa yol açmayacak derecede açıktır. Yeter ki, sadece O'na teslim olalım. İtikadımızı Allah'ın koruma teminatı altında olmayan sözlerle kapalı, şuna göre, buna göre değişir hale getirmeyelim.

-------------------------

Kaynak: Haksöz Dergisi, Sayı 57



[1] 2/255, 10/3, 19/87, 20/109, 30/13, 34/23, 43/86, 53/26

[2] 7/53, 36/23, 74/48

[3] 26/100-101, 40/18, 53/26

[4] 20/109, 21/26-29, 34/23, 53/26

[5] Daha geniş bilgi için bkz. Hak Söz, Sayı 14, Aralık 91, İst.

[6] 9/74, 10/62-63, 13/37, 29/22, 32/4, 42/31

[7] 3/28, 4/139-144, 5/51-57-81, 45/19, 60/1

[8] Hak Söz, Sayı 11, Şubat 92, İst.

 
  Bugün 54 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=