ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  23- İLHAM
 

23- İLHAM

İlham, Allah’ın, kulunun kalbine bir şey do­ğur­masıdır[1]. Sezgi de bu anlamda kullanılır.

MÜRİT - İlhama inanıyor mu­sun? Her ne kadar baş­kasını bağlamasa bile ilham vardır.

BAYINDIR - Şüphesiz ilham vardır. Eğer Allah’ın ilhamı olmasa in­sanoğlu ilerleyemez. Bütün ilmi gelişmeler ve ke­şifler Allah­‘ın ilhamıyla olur. Ama ilham şeyhlere veya Müs­lümanlara has değildir. Kâfirler de ilham alır.

Bu kelime Kur­‘an'da yalnız bir yerde geçer. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “(Nefse) isyankâr­lı­ğını ve takvâsını ilham ede­nin hakkı için, onu  arındıran gerçekten um­du­ğuna kavuşmuş, kirle­tip karartan da her şeyini kaybetmiş olur.(Şems 91/8-10)

Nefse isyankarlığı ve takvası ilham ediliyor.

a- İsyankarlığı ilham

İsyankarlık, kişinin Allah’a, in­sanlara veya kendine karşı yanlış davranışıdır. Böyle biri, hem isyandan önce hem de sonra bir huzursuzluk du­yar. Buna iç sıkıntısı veya vic­dan azabı denir.

Yusuf aley­hisselamı Züleyha'dan uzaklaştı­ran bürhan, Allah’ın “(Nefse) isyankârlığını il­ham  et­mesi" olmalıdır. Yusuf sure­sinin 24. âyetinde şöyle buyruluyor:

 

And olsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin bürha­nını gör­me­seydi o da kadına meylede­cekti...”

Günah karşısında insan önce irkilir, sonra ya vazgeçer ya da günaha dalar. İşte insanı irkilten, Al­lah Teâlâ’nın “(Nefse) is­yankârlığını il­ham et­me­si"dir. Merhameti sonsuz Rabbimiz günah işleye­cek olana son bir ih­tarda bulunarak "İsyana giri­yorsun, dikkat et." demiş olur. İsyandan sonra da bir iç sıkıntısı vererek kişiyi tev­beye teşvik eder. 

Bu irkilmenin Müslüman olmayan insanlarda da olduğunu aşağıdaki âyetlerden anlayabi­liriz. Önce  âyet­lerin ini­şine sebep olan olaya ba­kalım.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme eziyet eden Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Süfyan, Velîd b. Muğîre, Nadr b. Hars, Ümeyye b. Ha­lef ve As b. Vail bir araya geldi ­ve dedi­ler ki, “Hac zamanında Arap he­yetleri gelip bize Muhammed hakkında soru soruyor­lar, her bi­rimiz bir başka cevap veriyo­ruz. Birimiz deli, diğerimiz kâhin, bir baş­kamız da şa­irdir di­yor. Cevapların farklı olma­sından do­layı Araplar, bunların hepsinin yanlış olduğu sonucunu çıkarıyor. Gelin, Mu­hammed’e bir tek isim ver­mek üzere anlaşalım.”

Birisi dedi ki, “O şairdir.” Velid b. Muğîre;  “Ben Ubeyd b. el-Ebras ve Ümeyye b. Ebî’s-Salt’ın şi­irlerini dinle­dim, bunun sözü on­la­rınkine benzemiyor." dedi.

Bir başkası dedi ki, “O kâhindir.” Velid, “Kâhin kime der­ler?” diye sordu. “Bazen doğru ba­zen de yalan söyleyen kimsedir.” dediler. Velid dedi ki, “Muhammed asla yalan söylememiştir.”

Biri de “O delidir.” dedi. Velid, “Deli kime der­ler?” diye sordu. “İnsanları korkutan kişiye.” dedi­ler. Velid, “Şimdiye kadar Muhammed’le kimse kor­kutulma­mıştır.” dedi.

Sonra Velid kalktı, evine gitti. Herkes, Velid b. Mu­ğîre din değiş­tirdi, dedi. Ebu Cehil hemen onun yanına gitti ve dedi ki, “Senin neyin var? İşte Kureyş, sana yardım top­ladı. Onlar senin ihtiyaç içine düşüp dinini değiştirdiğin kanaatin­deler.” Velid dedi ki, "benim ona ihtiyacım yok, ama Muhammed hakkında dü­şündüm; o sihir­bazdır, diyorum. Çünkü sihirbaz, baba ile oğulun, kardeş ile karde­şin, karı ile kocanın arasını ayırır.”

Sonra ona sihirbaz lakabı tak­mak için an­laştılar. Çıkıp Mekke­‘de yüksek sesle ba­ğırdılar. Halk toplu haldeydi, dediler ki; “Muham­med ger­çekten sihirbazdır.” Bu söz halk arasında yankılandı. Bu Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sel­leme çok ağır geldi. Evine döndü ve üze­rini elbi­sesiyle örttü. Bunun üzerine Müddessir suresi indi[2].

Velid b. Muğîre’nin bu kararı verir­ken iç sıkıntısı çektiği ve zorlandığı gö­rülüyor. Çünkü büyük bir isyan içindeydi. Aşağıdaki âyetler bunu ortaya koyu­yor.

O bir düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası ne bi­çim ölçme biçmeydi  o öyle.

Vah kahrolasıca vah, ne biçim ölçme biç­meydi o öyle.

Sonra bir bakındı.

Sonra kaşlarını çattı ve su­rat astı.

Sonra ardına döndü ve bü­yük­lük tasladı.

Hemen şöyle dedi: “Bu olsa olsa üstün bir sihir olabi­lir.

Bu  olsa olsa bir insan sö­zü olabilir. (Müddessir 74/18-25)

Müslümanlığa karşı çıkan herkes içten ra­hatsız olur ve sıkıntıya düşer. Bu yüzden davranış bozuklukları gösterirler.  Zaman olur kâ­firler, keşke müs­lüman olsalar, diye arzu ederler.(Hicr 15/2)

Kafirler hep kuşku içinde olur­lar. Kurdukları binalar, kalpleri parçalanıncaya ka­dar, içlerinde bir kuşku olarak kalmaya devam eder. (Tevbe 9/110) Bu kuşku, Allah'ın onlara olan merhametindendir. Kimilerinin bu sayede akılları başlarına gelir ve girdikleri yanlış yoldan vazgeçerler.

Günahtan sonra de­vam eden vic­dan ra­hatsız­lığı da ki­şiyi pişmanlığa ve tevbeye yö­nelten il­ham­dır. İşte Allah’ın merha­metinin bü­yük­lüğü.

b- Takvâyı ilham

Takvâ, nefsi fenalıktan korumak demektir. Kişi, Allah’a karşı, in­san­lara karşı ve kendine karşı fe­nalık yapmamalıdır. Böyle bir davranış onu dün­yada töhmet altına girmek­ten, ahirette de cehen­nem aza­bın­dan korur. Günah­lardan ka­çınmanın ve sevap­ iş­lemenin neticesi budur. İnsan, tak­vaya götü­ren davranışlarının neşe­sini içinde du­yar. İşte bu neşe Allah’ın ilhamıdır. Takvâya uy­gun davrananlarda görü­len iç hu­zuru ve kararlılık Allah’ın ilha­mıyla olu­şur.

Hadis-i şerifte konunun çok gü­zel izahı vardır. Vabısa b. Mabed di­yor ki, Hz. Muhammed sallal­lahu aleyhi ve selleme git­tim buyurdu ki; “İyi­likten ve günahtan sormak için mi geldin?

Evet, dedim.

Bunun üzerine parmaklarını bir araya getirerek göğsüne vurdu ve üç kere şöyle dedi: Nefsine danış, kalbine danış Va­bısa! İyilik, nefsin yatış­tığı, kalbin yatıştığı şeydir. Günah da içe dokunan ve göğüste te­reddüt do­ğuran şeydir. İsterse in­san­lar sana fetva vermiş, yaptığını uygun bul­muş ol­sunlar.[3]

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyur­muştur: “Seni işkillendiren şeyi bı­rak işkillendirmeyene geç. Çünkü doğru­luk iç hu­zuru verir, yalan da şüphe ve te­reddüt doğu­rur[4].”

İçe doğan her şey ilham değildir, şeytan ves­vesesi de olabilir. Çünkü şeytan "İnsanlara ves­vese veren, onların içini karıştıran"[5] bir varlıktır. Şeytan Allah’tan Kıyamet gününe kadar yaşama garantisi alınca şöyle de­mişti:

Senin beni azgın­lığa uğ­ratmana karşılık and ol­sun ki, ben de senin doğru yolunun üstüne otura­cağım.

Sonra önle­rinden arka­ların­dan, sağ­larından solların­dan insanlara soku­lacağım. On­ların pek çoğunu sana şükreder bulama­yacaksın.

Allah Teâlâ bu­yurdu ki; haydi, ye­rilmiş ve ko­vulmuş ola­rak çık ora­dan. An­d ol­sun ki, onlar­dan her kim sana uyacak olursa cehennemi si­zin he­pinizle doldura­cağım. (A’raf 7/ 16-18)

Şeytan, bu yetkiyle  elçiler de dahil her­kese so­kulur ve onları yanlış davranış­lara yönelt­meye çalışır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (52)

52-“(Ey Muhammed!) Senden önce gön­derdi­ğimiz tek  bir nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi ar­zuladığı zaman, şeytan onun arzu­suna ves­vese karış­tır­mış olmasın. Al­lah şey­tanın ka­rıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir, hakîmdir. (Hacc 22/52)

İlham ile vesveseyi ayırabilmek için içimize gelen şeyi Allah’ın emir ve yasakları yönünden denet­lemek gerekir.

İşte nefs-i mül­heme[6] budur. Mümin-kâfir, herkesin nefsi nefs-i mülhe­medir. Allah ona, isyankarlığını ve takvâsını ilham eder.

MÜRİT- İsyankarlık ve takvâ dışında bir ilham olmaz mı?

 

BAYINDIR- Elbette olur. Allah insanın kalbine birçok şey doğurur. Bu konu ile ilgili ayetler vahiy bölümünde geçmişti. Bu da mümin ve kafir ayrımı olmadan her insanda olur. Şairler ve buluş sahipleri buna örnek verilebilir.


[1]- Fahrüddin er-Razî, et-Tefsîr'ül-Kebîr, Matbaa-i Amire, c.VIII, s. 583.

[2]-Fahrüddin er-Razî, c. VIII, s.347.

[3]-Sünen-i Dârimî, Büyû', 2.

[4]-Tirmizî, Kı­yame, 60.

[5]- Nas suresi 114/5

[6]- Günümüz tasavvufçuları buna nefs-i mülhime di­yorlar. Mülhime, ilham eden anlamına gelir. Nefis il­ham etmez, ilham alır. Bu sebeple kendine ilham edi­len anlamına mülheme kelimesi kullanılmalıdır. 

 
  Bugün 101 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=