ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  GÜNÜMÜZDE KUTUP İNANCINA ÖRNEKLER
 

GÜNÜMÜZDE KUTUP İNANCINA ÖRNEKLER

           

1. Örnek:  ALTINOLUK DERGİSİ, ARALIK 1995, SAYI 118, SAYFA 32-33

            Tasavvuf Meseleleri – Doç. Dr. H.Kamil YILMAZ

            Ricalü’l-Gayb – Gayb Erenleri

            ….

         [   Allah dünyanın cismani düzenini sağlamak için bazı insanların bir takım görevler üstlenmesini murad ettiği gibi, alemdeki manevi ve ruhani düzenin korunması, hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bazı kullarını görevlendirmiştir. Bunlar büyük peygamberlerin yerine, onlardan bedel kişilerdir. Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldığı kimseler olarak değerlendirmiştir. Onlar alemin intizam sebebidir. İnsanların işlerini tanzim ettiklerine inanılır.

            Herkes tarafından kolayca tanınmayan ve gizli olan bir takım sırlara vakıf olan ”ricalü’l-gayb” ın kendi içinde hiyerarşik bir düzen söz konusudur. Bu düzenle ilgili verilen bilgilere, genellikle, ibn Arabi öncesi kaynaklardakilerle ibn Arabi sonrakiler arasında birtakım farklar müşahede edilmektedir. Ebu Kettani’ye izefe edilen bir tasnifte ricalü’l-gayb aşağıdan yukaru doğru nukaba, nüceba, abdal, ahyar, umed ve gavs şeklinde sıralanmıştır.

            İbn Arabi ise ricalü’l-gayb’ı nüceba, nukaba, abdal, evtad, imameyn ve kutub şeklinde tasnif etmiştir.

            Velilerin üstün vasıflı olanlarına “evtad” (direkler) denir. Onların üstünde ”revasi” (dağlar) vardır. Bir felaket zamanında kulların mercii evtad, evtadın mercii de revasi’dir. Revasi seçkin velilerdir. Revasi’yi kutub idare eder.

            Bir başka tasnife göre kutubdan sonra gelen iki kişiye de imaman denir. Bunlardan birine “imam-ı yemin” diğerine “imam-ı yesar” adı verilir. İmam-ı yemin kutbun hükümlerine, imamı yesar da hakikatına mahzardır. Kutbun yerini imam-ı yesar alır. Kutup ile iki imam üçleri oluşturur.

…..

Bu topluluğun içinde kadınlar da bulunabilir. Abdal, maddelerini mana, nefislerini ruh, mevhum varlıklarını gerçek varlığa verdiklerinden bu adı alırlar.

Kutub: Lüğatta değirmen taşının iği demektir. Tasavvuf ıstılahında en büyük velidir. Bütün ricalin başı, Allah’ın izni ile kainatta tasarruf sahibidir.

Gavs: Darda kalındığında iltica ve istimdat edilen kutub demektir. Darda kalan sufiler,”Yetiş yaa Gavs!” diye gavsa sığınırlar. Gavs istimdat edene yardım elini uzatır. Abdu’l Kadir Geylani gavs-ı azam lakabı ile ünlüdür.

            Ancak bütün bu sığınma ve istimdatlar, zahirde gavsa ise de hakikatte Allah’a dır. Çünkü sufilere göre alemde yegane mutasarrıf Allah Tealadır. O’ndan başka fail-i mutlak yoktur. Gavs olarak bilinenler esma ve sıfat-ı ilahi mahzarıdırlar.

            Bunlardan başka sayıları bir rivayette 8 diğer bir rivatte 40 olan “nüceba” ile sayıları 10 ya da 300 olan “nükeba” denilen ve insanların iç dünyalarından haberdar olan yüce şahsiyetler vardır. Genel olarak ricalü’l-gayb ve gayb erenleri olarak anılan bu hakk dostlarının makamı boş kalmaz. Ölenin yerine tedricen kendisinden sonraki yükseltilir.

            Abdal ve ricalü’l-gayb ile ilgili rivayetlerde bunların sayıları ve özellikle Şam, Irak, Mısır ve Suriye gibi bölgelerde bulunduklarına dair rivayetler ilgi çekicidir.   

 

            2. Örnek: ALTINOLUK DERGİSİ, TEMMUZ 1996, SAYI 125, SAYFA 31-32

            Tasavvuf Meseleleri – Prof. Dr. H.Kamil YILMAZ

            İnsan-ı Kamil

          [  “İnsan-ı Kamil” kavramının tasavvufta lüğat anlamından farklı ve kapsamlı bir manası vardır. İnsanın Allah’ın yeryüzünde halifesi olması itibarı ile O’nun bütün isim ve sıfatlarına mahzar olan hazarat-ı hams ve meratib-i vücudu kendinde toplayan kişiye İnsan-ı Kamil denir.

            “İnsan-ı Kamil” kavramı ilk devir süfilerinde hemen rastlanmayan bir kavramdır. Ancak Hallac-ı mansur (ö.309/921): “Allah Ademi kendi suretinde yarattı.”[[1]] Uydurma hadisinden yola çıkarak, Allah’ın kendi nefsinde, kendisi için tecelli ettiğini söylemiştir. Hallac’ın bu anlayışı, daha sonra İbn Arabi (ö.638/1240)’nin “İnsan-ı Kamil” düşüncesine zemin hazırlamıştır.

            …..İnsan-ı Kamil Allah’ın bütün isimlerini bilen tek varlıktır. İnsan-ı Kamil, maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsamaktadır.

            İnsan-ı Kamil Hz. Muhammeddir. Ancak O’nun tarihi şahsiyeti değil, henüz Adem balçık halinde iken peygamber olan Muhammed’dir. Yani hakikat-ı Muhammediyye’dir. İnsan-ı Kamil varlığın ve hilkatın gayesidir. Zira ilahi irade ancak O’nun vasıtası ile tahakkuk edebilir. Eğer İnsan-ı Kamil olmasa Allah bilinemezdi.

            ….Kamil insana birçok isimler verilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Şeyh hadi, mehdi, arif, imam, halife ve sahib-i zaman. İnsan-ı Kamil, cihanı gösteren ayna, ölüyü dirilten İsa, kuşların dilini bilen Süleyman gibi tasarruf sahibi, ab-ı hayatı içeren Hızır gibidir. İnsan-ı Kamil alemde daima vardır. Birden fazla olmaz. Çünkü tüm mevcudatın bütünlüğü tek şahıstadır. İnsan-ı Kamil için mülkte, melekutta ve ceberutta hiçbir şey örtülü ve gizli değildir. O eşyayı ve eşyanın hikmetini olduğu gibi bilir.]

 

            3. Örnek: İMAM-I RABBANİ ve İSLAM TASAVVUFU, İlaveli 3. Baskı,

Nesil Yayınları. Bayrak Matbaacılık 1992

Arapçadan Tercüme Eden Prof. Dr. HAYREDDİN KARAMAN

            (C.1, 260.Mektub)

           [ Ey oğul! Ben, “el-Mebde ve’l –Me’ad” isimli kitabcığımın, fayda alış-verişi (ifade ve istifade) bahsinde, kutbu’l-İrşad ile ilgili bilgiler vermiştim. Aynı konunun burası ile de alakası bulunduğu ve faydalı olacağı için bu mektupta da aynı şeyleri kaydettim. Buradan da anlaşılmalıdır ki, ferdiyet kemalatını da haiz olan kutbu’l-irşad son derece az bulunur. Uzun zamanlar ve asırlar geçtikten sonra böyle bir cevher ortaya çıkar, hidayet ve zuhurunun nuru ile karanlık cihanı aydınlatır. Onun irşadı bütün cihana yaygındır. Arştan yeryüzünün merkezine kadar her kime rüşd, hidayet, iman ve marifet ulaşırsa onun yolundan ulaşır ve ondan alınır. Onun aracılığı olmadan bu devlet kimseye nasib olmaz. Nuru, mesela büyük okyanus gibi cihanı kaplamıştır da bu denizde hiçbir hareket meydana gelmemiştir, sanki donmuş gibi durmaktadır. Ona yönelen ve samimiyetle inanan, yahut onun yöneldiği talibin –yönelme sırasında- sanki kalbinden bir pencere açılır ve bu yoldan, ve bu yoldan yöneliş ve samimiyeti (ihlası) nisbetinde nasib alır ve doyar. İnkar ettiği için değil de onu tanımadığı, bilmediği için (doğrudan) Allah zikri ile meşgul olan ve gönlünü Allah’a yönelten kimse de –tıpkı o kutuba yönelenler gibi- ondan istifade ederler; ancak birinci durumdaki istifade daha ziyadedir. Kutbu inkar eden, yahut ondan rahatsız olan kimselere gelince, Allah’ı zikir ile meşgul olsalar bile gerçek rüşd ve hidayetten mahrum olurlar. Onu inkar ve rahatsız etmek kişinin feyz yolunu tıkar, kutub onu faydalandırmamayı, ona zarar vermeyi istemese bile o gerçek hidayetten uzak kalır. Onda bulunan ancak rüşd ve hidayetin görünüşüdür (suretidir). Manadan uzak, içi boş suretin faydası da azdır. O kutbu seven ve ona içten inanan kimseler, ona gönülleriyle yönelmeseler, Allah’ı zikir ile meşgul olmasalar dahi, yalnızca sevgileri sebebi ile rüşd ve hidayetin nuru onlara ulaşır. Bu bilgi mektubun da sonu olsun.[[2]] ]

            Bilindiği gibi bu tip inançların İslamiyetle hiçbir ilgisi yoktur.

 

MALATYA’DAKİ ÇALIŞMALARIM

 

Bir ramazan ayında teravihten sonra 27 camide şu konuşmaları yaptım. “Dünyada hükmeden zalimlerin zulümlerinden kurtulmanın tek çaresi, her şahsın Allah'ın kitabını anlayarak okumasına ve yaşamasına bağlıdır. Artık O’nu asılı olduğu duvardan indirip, yaşantımızı O’na göre tanzim etmeliyiz. Türkiyeli her müslüman hane her gün yatmadan bir saat önce çoluk çocuğu ile Fatiha'dan başlayıp, Nas suresine kadar her gün 10 âyet okuyarak yatmalıdır. Ailede her fert ne anladığını söylemelidir. Hep birlikte yanlış anlamalar düzeltilmelidir. Size şöyle bir misal verebilirim: Her haneye Amerika Cumhurbaşkanın­dan bir mektup gelse, postacı bu mektupları gece yarısı evlere dağıtsa, bütün ailenin uykusu kaçar. “Baba, şu saatte git bize bir tercüman getir. Başkanın ne dediğini öğren­miş olalım. Belki bize bir hediye göndermiştir”, der ev halkı. Hıristiyan bir başkandan gelen bir mektubu öğrenmek için tercüman ararken, Rabbinden 114 mektup geldiği hal­de Rabbim bizden ne istiyor diye hiç merak ettin mi acaba? Rabbinin dünya ve ahirette verdiği nimetlerini hiç düşündün mü? Yazıklar olsun kitabını okumadan müslümanım diyenlere. Şu asrımız içinde dünya milletlerinde maddi ve manevi buhranın sebebi, Kur'an'dan uzak yaşamanın neticesidir. Her ülkede aile düzeni bozulmuş, anne, baba ve evlatları birbirine düşman hale getirilmiştir. Medeni olduklarını sanan insanlar birbirlerini sö­müren ve öldüren canavar durumuna girmiştir. Birinci ve ikinci cihan savaşında mil­yonlarca insan öldürülmüştür. Amerika'daki kapitalist yönetim yerlileri öldürürken, Rusya'daki komünist yönetim milyonlarca insanı öldürmüştür. Amerika beyaz insanları, derileri siyah olan insanları insan olarak saymamış, senelerce bir lokma ekmeğe köle olarak çalıştırmıştır. Onlara hayvan muamelesi yapmıştır. Meseleyi birazcık anlamış olanları gördükleri yerde öldürmüşlerdir. Müslümanım dediği halde Kur'an-ı Kerim'e göre yaşam tarzını oluşturmayan bir mille­tin felaket bilançosu bundan başka olamaz. Ey insan şu fen asrında aklını çalıştır. Va­kit geçirmeden Kur'an'a dön. Dünya ve ahiret saadetine kavuş. İslâm'a (sulh ve selamete) gir, kurtul.” Bu çalışmalarım 1978'e kadar devam etti.

 

Malatya'dan Ayrılış

 

1979'da ailece Malatya'dan İzmir'e göç etmek için karar verdik. O sene evi İzmir'e gönderdim. Ben bir öğretim yılı Malatya'da kaldım. 1980 yılında naklimi İzmir'e aldırdım. Buca'da Süleyman Bilgen İlkokulu’na tayin edildim. İki sene daha görev yaptıktan sonra 1982'de emekliye ayrıldım.

Bir ev kiralayarak Kur'an-ı Kerim'e çağrı hizmetimi devam ettirdim. Bir taraftan da tasavvuf ve tarikatları araştırmayı hızlandırdım. 1982'den 1989'a kadar 400-500 kişiye faydalı olmaya çalıştım. Kur'an-ı Kerim'i nüzul sırasına göre okumalarını tavsiye ettim. Her suredeki emirleri, yasakları, tavsiyeleri, bilinmesi gerekenleri yazmalarını söyledim. İkinci sene tekrar bu şekilde çalışmalarını söyledim. Bu çalışmalarım yazılı olarak yaptılar. Bu şekilde çalışmalarının amacı, emirleri kesinlikle yapmak ve yasaklarından kaçınmaktır. Tavsiyeleri yerine getirip, bilinmesi gerekenleri öğrenmektir.

Üçüncü sene, kütübü sitte denilen altı hadis kitaplarını okuyarak sureler içerisinde ayetleri izah eden hadislerin toplanmasını tavsiye ettim.

Dördüncü sene, müçtehid imamlarının hangi âyet ve hadislere göre içtihad ettiklerini yazıp getirmelerini söyledim.       

Beşinci sene, bir İslâm Tarihi özetleyip getirmelerini tavsiye ettim.

Altıncı sene, çağdaş ilimleri okumalarını tavsiye ettim. Bundan sonra her insanın ilim, bilim ve bir meslek sahibi olmasının faydalarını anlattım. İlim derken, Kur'an-ı Kerim, İncil, Tevrat, Zebur'u kabul etmiş oluyorum. Bilim derken Fizik, Kimya, Biyo­loji, Jeoloji, tıp vb. bilimleri söylemiş oluyorum. Son kitap olan Kur'an-ı Kerim, bize lazım olan özetlerini vermektedir. Bilimle ilim asla çatışmaz. Bu iki ilmin tek kaynağı Allah'ın kitabı olan Kur'an-ı Kerim'dir. İlim, bilim ve meslek sahibi olan her şahıs, bir iş başaran, çalışkan, örnek ve güvenilir insan olma vasfını kazanmalıdır. Dünya ve ahiretini mamur etmelidir.

“Ey dünyanın her ülkesinde yaşayan Allah'ın kulları ve bu insanları yöneten devletler, hükümetler, adaleti sağlayan savcılar, hakimler, emniyeti temin eden polisler, ülkelerin sınırlarını iç ve dış düşmanlardan koruyarak insanların huzurlarını sağlayan askerler ve bunların hepsini yetiştiren öğretmenler, sizlere sesleniyorum. Yaşam tarzınızı Allah'ın hepimiz için gönderdiği en son kitabı olan Kur'an-ı Hakim'e göre tanzim etmezseniz, hiçbir zaman dünya ve ahirette huzur bulamayacaksınız”.

1989`da  Kütüphanemi İstanbul'a taşıdım. Fındıkzade'de Karagül İş Hanında bir büro kiraladım. Tarikatlarla Çalışmalarımı o handa yaptım. Yanıma bir çok üniversiteli kız ve erkek öğrenciler geldi. Çokları girdikleri tarikatlardan tövbe etti. Ayrıca Alak, Kalem, Müzzemmil surelerini bastırarak 50 bin adet dağıttık.

1992'de kütüphanemi Ankara'ya taşıdım. Dışkapı'da bir bina kiralayarak tasavvuf ve tarikat araştırmalarıma o binada devam ettim. Tasavvuf ve tarikatlarla ilgili çalışmalarımı kitaplar haline getirmek için müsveddelerin kısm-ı azimesini Ankara’da hazırladım. Müsveddeler bir çelik dolabı dolduracak kadar oldu. Cenab-ı hak (inşallah) onların basılmasını nasib eder. Bu arada orada birçok genç ile tanıştım. Onlara Kur’an’ın açıklamasını okumalarını tavsiye ettim. 

                   
                                                                 
DEVAMI>>>



[1] Aslında bu söz Kitab-ı Mukaddes , TEKVİN Musa’nın Birinci Kitabı, Bab 1 Ayet 27, Sayfa 2’de geçiyor. Ser Ofset Basımevi, 1981, Kitab-ı Mukaddes şirketi 481 istiklal Cd. – İstanbul

[2] İmam-ı Rabbani ve İslam Tasavvufu – Arapça’dan tercüme eden: Hayreddin Karaman sayfa 219-220









Kutup, Gavs

 
  Bugün 14 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=