ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  ILIMLI İSLAM
 

ILIMLI  İSLAM

'Ilımlı İslam', adından da anlaşılacağı üzere, İslam Dini'ni farklı isimler altında mecraından saptırma, özünü değiştirme ve çağdaş birtakım siyasi projelere alet etme maksadıyla icad edilmiş yeni bir kavramdır. Şu var ki, 'Ilımlı İslam', her ne kadar kavram olarak yeniyse de, fiiliyatta kökleri derindir.

'Ilımlı İslam' kavramının anlamı, terkibi oluşturan iki kelimeden birincisi olan 'ılımlı' kelimesinde düğümlenmektedir. Ilımlı kelimesi sözlükte "aşırılığa kaçmayan, ölçülü, mutedil", siyasette, "aşırı görüşler arasında ortalama bir görüşü savunan" olarak tanımlanmaktadır. Ilım ve ılımlı, 'ılık' kelimesinden türemedir. Ne sıcak, ne de soğuk olup, ikisinin ortası ılıkça bir sıcaklıkta olan nesnelere ılıman denir.

Ilıman ya da ılık kelimesinden dönüşen ılımlı sözcüğünü, eğer ki mutedillikten, orta yolculuktan bahsedilecekse herhangi bir dine, ideolojiye ya da siyasi görüşe izafe etmek mümkündür. Ancak doğaldır ki, kastedilen din, ideoloji ya da siyasi görüşün ılımlı olanından bahsetmek için, onun mutlaka ılımsız olanının, diğer bir tabirle 'katı' olanının, orta yolcu olmayanının mevcut olması gerekir.

'Ilımlı İslam' tabiri doğru, yerinde bir tanımlama mıdır? İslam'ın ılımlı olanı olabilir mi? İslam ılımlılaştırılabilir mi? Eğer İslam'ın ılımlısı varsa, ılımsızı, orta yolcu olmayanı da var mıdır? Ilımlı olmayan İslam'ı 'mutedil olmayan', 'itidal içermeyen' gibi tanımlamak mümkün müdür? Bu yazı bu soruların cevabını bulma çabasıdır.

Önümüzdeki yıllarda İslam'a ilişkin yeni yeni tanımların, isimlerin ortaya çıkartılması beklenmelidir. Dünya çapında İslam hakkında akademik ve politik tartışmaların artması sıradan bir şeydir. Çünkü geleceğin siyasetinde İslam'ın kesin belirleyici unsur olacağını söylemek kehanet değildir. Fakat İslam'ın belirleyici rolünü, İslam'ın kendisine bırakmamak için çok ciddi yeni girişimlerin olacağını söylemek de kehanet türünden olmayan bir tespittir. 'İslam ve ötekiler' şeklinde bir kamplaşmaya meydan vermemek için, mesela Türkiye'nin 'İslam dünyası'nda doktriner tartışmalar açması, yani, dinin anlaşılmasına ilişkin yeni yorumlar getirmekte öncü rolü oynaması, Türkiye'nin misyonuna da uygundur.

Bu arada bilinmelidir ki, dünyanın her tarafında geçerli bir tek 'ılımlı İslam' modeli yoktur. 'Ilımlı İslam', az da olsa, ülkeye, topluma ve siyasî konjonktüre göre değişiklik arzedebilir. Bu uğurda pragma neyi gerekli kılıyorsa, o şekilde hareket edilir. İşte Türkiye'de bu kapsamda periyodik olarak uygulamaya konulan islamizasyon politikaları ne yazık ki, İslam'ın müntesipleri tarafından İslamlaşma olarak algılanmakta ve sistemle aralarına mesafe koymanın önüne geçmektedir.

'Ilımlı İslam', İslamı dönüştürme projesidir ve bu projenin bazı önemli karakteristikleri vardır. Bir dinin, Kur'an'ın vaz ettiği İslam olmaktan çıkıp, 'Ilımlı İslam' olması için bulunması gereken şartlardan biri, İslam'ın demokratikleştirilmesidir. Öngörülen, bir 'demokratik İslam'dır. Bugün dünya çapındaki pek çok İslam karşıtı siyasi güç odağı, İslam'ı yeryüzünden tamamen silmek, İslamî olan her şeyi yok etmek arzusundadır.

Fakat aynı merkezler bunun mümkün olmadığını da pekala bilmektedirler. Böyle olunca, ortadan tamamen kaldıramadıkları İslam'ı kendi siyasetlerinin ve ideolojilerinin yanına çekerek uzlaşmak, İslam'ı dönüştürerek, pörsüterek, kendileri için 'zararsız' bir hale getirmek tek çıkar yol kalmaktadır. İslam'dan kurtulmak mümkün olmayınca, İslam'la birlikte yaşamak tek çıkar yol olarak kalmaktadır. Fakat madem öyle, İslam demokratikleştirilmeli, "birlikte yaşamaya elverişli" hale getirilmelidir. Böyle bir yöntem, proje sahiplerine göre Türkiye'nin bir şeriat devleti olmasını gerektirmediği gibi, laikliği reddetmeyi de gerektirmemektedir! Türkiye'nin 'özgürleşmesi' ve demokratikleşmesi, dolayısıyla modernleşmesi de bu planın tutmasına bağlanmaktadır.

Dünya çapındaki 'Müslüman muhalefet'e silah doğrultmak, gayeye erdirici çözüm olarak görülmemektedir. Silahın dışında bir 'panzehir' vardır ve bu panzehirin de ancak Türkiye'de üretilebileceği belirtilmektedir ki, bu 'panzehir' 'demokratik İslam'dan başkası değildir…

Demokrasi ve demokratik kültürün temel şartları olan özgürlük, insan hakları, feminizm, çoğulculuk gibi kavramlar 'müslüman' zihninde ne kadar yer edinirse, demokratik İslam da o oranda tutunacaktır. Türkiye, batı tarzı yaşam biçimini seçmiş, demokrasi ile İslam'ı bağdaştırabilmiş, halk olarak laiklikten pek de şikayeti olmayan, 'İslam ülkeleri' arasındaki tek örnektir. Fakat Türkiye, tek de olsa, önemi büyük olan bir 'örnek'tir. Zira, hilafet son olarak burada ilgâ edildi. İki asra yakın süren haçlı seferlerine Türkler karşı koydular. Türkiye'nin çok önemli bir devlet tecrübesi var. Türkiye bugünlere, Tanzimat ve meşrutiyet gibi mühim aşamalardan gelmiştir. 'Demokratik kültür'e öyle birden bire erişmemiştir. Bu açıdan Türkiye tecrübesi ciddiye alınmaktadır.

'Ilımlı İslam' laiklikle İslam'ın bağdaştırılması girişimidir. Artık zamanımızda, İslam'la laikliğin çelişmediğini vurgulayan, bilakis İslam'ın Kitabı'nın laikliğe geçit verdiğini iddia eden belli bir entelijansiya da oluşmuştur. Hatta daha bir iki on yıl öncesinde 'şeriatçı' olarak temayüz etmiş bir çok etkili isim, artık, kendi geçmişini inkar pahasına, adeta "boşuna kürek çekmişiz, hata etmişiz" edasıyla günah çıkartmakta, özür dilemektedir.


'Ilımlı İslam' teorisyenleri, Din'in katı ve monolitik bir şekilde yorumlandığından şikayet eder görünüyorlar. Böylece İslam hoşgörülü, herkesi kuşatıcı(!), birleştirici ve ılımlı olacak; bölücü, dışlayıcı olmayacak. Bunlar ilk bakışta oldukça '
soft' söylemlerdir ve bu nedenle de dinî şuuru 'soft' olan pek çok insanı kolayca etkilemektedir. İslam'ın 'katı' yorumlanması, oldukça kaypak bir söylemdir. Katılıktan kasıt, İslam'ın tevhid eksenli temel umdelerinden taviz vermemek, uzlaşmacı, eklektik, pragmatik, çıkarcı, fırsatçı davranmamak ise, İslam zaten böyle bir dindir ve onun böyle yorumlanmaya tab'an ihtiyacı yoktur. Esasen dini böyle yorumlamamak için özel bir çaba sarfedilmesi gerekmektedir.

İslam'ın herkesi kuşatıcı ve birleştirici olması da mümkün değildir. Çünkü İslam, 'herkes' denilen sayısal üstünlüğü üstünlük saymamakta ve 'herkes'i tek bir çizgi üzerinde, tevhid akidesi üzerinde buluşmaya çağırmaktadır. Tevhidi, pazarlıksız, kayıtsız-şartsız bir şekilde kabul etmeyenler, kim olursa olsunlar, İslam onlar için 'birleştirici' olamamaktadır. Ayrıca 'herkes' denilen insan yığınlarını İslam hakikatin ölçüsü olarak kabul etmez. Bilakis, 'herkes'e tabi olmanın insanı dalalete düşürebileceği tehlikesine karşı uyarır.

Aslında dinî yorumun herkesi kuşatması gerektiğini savunanlar, kelimenin zahirde ifade ettiği gibi her kesim insanı da kastetmekte değildirler. Kastedilen 'herkes', Müslümanların Din'den hareketle, velî, kardeş, dost olarak kabul etmedikleri, İslam dışında gördükleri kendileridir. 'Radikal' ve fundamentalist olarak tanımladıkları Müslüman unsurları, kendi 'kuşatıcılık' alanlarına dahil etmemektedirler. Demek ki 'kuşatıcılık' söyleminin pratikte, onu yüceltenler açısından da bir değeri yoktur.

İslam'ı ılımlılaştırma girişimlerinin yeni olmadığını biliyoruz. Peygamberimiz Muhammed (sav)’e Mekke kafirlerinin, biraz sen bizim dinimizi kabul et, biraz da biz senin ilahına tapalım yollu tekliflerle yanaştıkları malumdur. Kur'an-ı Kerim, Mekke kafirlerinin, hem de ta risaletin başından itibaren, Peygamber Muhammed (sav)’in kendilerine yumuşak davranmasını arzu ettiklerini, böylece kendilerinin de Muhammed (sav)'e yumuşak davranacaklarını vaat ettiklerini haber vermektedir (Kalem, 9). Ayetteki, 'yumuşak' olarak tercüme ettiğimiz kelime 'dehene' fiilidir ve kök olarak yağcılık yapmak, içindekinin hilafını yapmak, aldatmak, ikiyüzlülük yapmak, münafıklık yapmak anlamına gelmektedir. Demek ki Mekke müşrikleri Peygamber'den böyle bir ikiyüzlülük ve yağcılık istiyorlardı. Şu halde, günümüzde Müslümanlardan, dinlerini 'ılımlı' yorumlamayı isteyenler, onlardan ikiyüzlülük ve münafıklık talep etmektedirler.


Peygamber (a.s) Mekke müşriklerinin her türlü 'yumuşaklık' talebini kesin bir dille reddetmişti. Peygamber'in onların bu tehlikeli tekliflerine rağbet etmemesinin yegane garantisi, nazil olmaya devam eden Kur'an vahyi idi. Eğer Kur'an'a Muhammed (a.s) gibi iman edersek ve ona kalbimizi tam açarsak, münafıklık yapmamanın garantisini Kur'an bizim için de sağlayacaktır.

İslam'ı ılımlılaştırma sürecinde Türkiye'nin yaşadığı tecrübe oldukça öğreticidir. Türkiye'de İslam'ın tamamen kökünün kazınamayacağı teslim edilince, Ali Şeriati'nin 'Safevî İslam'ı' kavramsallaştırmasına paralel bir 'Cumhuriyet İslam'ı' öngörülmüş ve bu proje de, ölümü görüp sıtmaya razı olan halk nezdinde tutmuştur. 1946'ya kadar kendisine hep ölüm gösterilen toplum, bilhassa 1950'den itibaren artık sıtma görmeye başlamış ve bununla sevinmesini bilmiştir! Dönemin 'asrın müceddid'leri, yeni havuç politikalarının özünü kavramaktan uzak, Amerika ve Türkiye sağcılığına, demokratlığa, ehli kitaba vb övgüler düzmekle tecdid yaptıklarını zannetmişlerdir.
Türkiye'de rejimin İslam'a olan yönelişi, bir sıkma, bir gevşetme politikası halen sürmektedir ve şu an '
sıkma
' devresindedir.


                                                   
DEVAMI>>>





En güzel kanunu kim yapar

 
  Bugün 43 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=