ANASAYFA

FORUM

UNUTULMAYANLAR

ZİYARETCİLER

AİLE

SERBEST KÜRSÜ

MEZHEP

İSLAMİ KONULAR

KLİP / MUZİK

RESİMLER


   
  FECR - Kur`an iklimine özlem..
  Vahhabilerin farki
 

Diğer Sünni gruplarla, Vehhabiler arasındaki belli başlı ihtilaf noktaları yukarıda bahsi geçen hususlardır. Bu hususların Kuran’a uygun olup, olmamalarından bahsetmeden önce, İmam olarak kabul ettikleri Ahmet ibn-i Hanbel’in, Kur’an, Hadis ve İslam anlayışından, konunun daha iyi anlaşılması için bahsetmekte yarar vardır. Şöyle ki:

 

İmam Ahmed, Kur’an’ın zahirini (açık manasını) alıp sünneti terk edenlere red için kitap yazdı. O kitabın mukaddimesinde (ön sözünde) söyle der:

 

“Kur’an’ı Kerimin zâhiri, batını, özeli, umumisi, mensuhu, nasihi, kitabın kastettikleri var. Kitabın delâlet ettigi manaları Peygamber (sünnet yoluyla) açıklar, tefsir eder, bu hususta onun yanında olanlar, Allah’ın ona dost ettiği ashabıdır. Onlarda ondan naklettiler” der. [1]

İmam Ahmed’in bu sözleri dört şeye delalet etmektedir:

1-     Kur’an’ın batını (yani gizli öğretisi) vardır.

 

2-     Kur’an’ın zahiri (yani açık öğretisi) sünnete takdim edilemez, başka bir ifadeyle

sünneti iptal edemez. Kur’an’ın manasını açıklayıp tefsir eden Peygamberdir.

 

3-     Başkası onu tevil edemez, çünkü onun beyanı sünnettir. Başka yoldan beyan

edilemez. Böylece Peygamber sünneti adı altında, Kur’an üzerine kendi

hakimiyetini kurmak istemektedir.

 

4-     İbni Teymiyye, Zemahşeri ve başkalarının yaptığı gibi, Kur’an’ın reyle

anlaşılmasını inkar etmektedir.

 

Onun görüşüne göre Kur’an’ın açık manası ile sünnet red olunmaz, onun mana ve delaletini sünnet tayin eder. Sünnet beyan bakımından Kur’an’a hakim sayılır. Kur’an sünnete hakim değildir. Şatıbi sünnetin Kur’an’a hakim olmasını şöyle açıklar:


            [ „Ulemaya göre sünnet, kitaba hakimdir, kitap (Kur’an) hakim değildir,

çünkü Kitabın, iki ve daha ziyade şeye ihtimali vardır. Sünnet gelir, bu ihtimalden

birini tayin eder, böylece sünnete müracaat olunur, kitabın muktezası belli olur,

yine bazen kitabın zahiri bir emir olur, sünnet gelir, onu zahirinden çıkarır... Nasıl

ki, kitabın mutlakını takyid, umumunu tahsis eyler, onu zahirinden başka bir

manaya hamleder. Kur’an eli kesme hükmü getiriyor. Sünnet bunu, nisab

miktarı, muhafaza olunan malı çalana tahsis ediyor. Kur’an bütün zahirdeki

mallardan zekat almayı emrediyor, sünnet bunu belli mallara tahsis ediyor.

Kur’an: Nikahı haram olanları saydıktan sonra <<Bunlardan başka kadınlar size

helaldir>> diyor. Sünnet bir kadını halası veya teyzesiyle birlikte nikahlamayı

bunlardan çıkarıyor“][2]

 

Ayrıca, Namaz ve Haccın, sünnet olmadan Kur’an esas alınarak uygulanamayacagını iddia etmektedirler. Zira onlara göre, Peygamber namazın beş vakit olduğunu, rekatların adedini, mukim iken, seferde iken nasıl kılınacağını, haccın usulünü bildirip beyan ettiğini, bu suretle sünnet Kur’an’ın beyanı oldu derler.

 

Ayrıca: “İmam Ahmet birçok sözlerinde bildirmiştir ki, Kur’an’ın bilgisi sünnet yoluyla olur. Bu din sünnet yoluyla ögrenilir. İslam fıkhının en kestirme ve en işlek yolu sünnetten geçer. Sünnetin beyanından yardımlanmaksızın sadece kitaptan ögrenmeye çalışanlar dogru yolu şaşırırlar, Hak yolu bulamazlar.[3]

 

Daha bunu gibi birçok söz ve iddiaları vardır. Ve bu iddialarının neticesinde, sünnetin Kur’an ayetlerini nesh yani iptal edebileceğini, fakat Kur’an’ın sünneti nesh edemeyeceğini, zira Sünnetin Kur’an’a hakim olduğunu, fakat Kur’an’ın sünnete hakim olmadığını dini öğretilerine esas alırlar.

Sünnetin tamamına yakınının Kur’an’a aykırı olduğunu kendileri de itiraf etmelerine rağmen, bu görüşlerinde diretirler. Bu hususta, örneğin:

 

[„İbni Kayyım, Ahmed’in ve Şafii’nin görüşlerini destekleyerek şöyle der: “Eğer bir kimsenin kitabın zahirinden (yani, Kur’an’ın açık manasından) anlayışına göre Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri reddolunacak olursa, o zaman sünnetin çogu reddolunur ve sünnet batıl olur.” derler.][4]

 

Vehhabi adını, kendi adından dolayı almış oldukları, mezheplerinin kurucu önderi durumundaki Muhammed b. Abdulvehhab’ın din anlayışına bir örnek teşkil etmek üzere resim konusunda ki görüşüne yer verirsem, şöyle der:

 

[“Ebu Hüreyre (r.a)’den Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “

“Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Benim yaratıklarım gibi yaratıklar yapmaya kalkışanlardan daha tecavüzkar kim

olabilir? Haydi öyleyse bir zerresini yaratsınlar yahut tek bugday veya arpa

tanesini yaratsınlar.”

 

Aişe (r.a.)’den Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“Kıyamet günü en şiddetli azaba çarptırılacak olanlar: Allah’ın yarattıklarının

benzerini yapanlardır.“

İbn Abbas (r.a.’dan Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Her tasvirci ateştedir. Tasvir ettiği her suret için kendisine ayrı bir can verilerek

cehennemde azaba terk edilir”.

İbn Abbas (r.a.’dan Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Kim dünyada bir suret tasvir ederse, kendisinden ona ruhunu da vermesi istenir

ki, hiçbir zaman veremeyecektir...][5]

 

Bu sözlere ait dayanagı Kur’an olmayıp Kütüb-i Sitte’deki rivayetlerdir.

Böylece, resim yapanların cehennemde ebedi kalacaklarını savunmuş olmaktadırlar. Hal bu ki, Kur’an esas alındığında değil resim yapmak, heykel yapmanın dahi İslam dininde günah olmadığını, Cinlerin, Süleyman Peygambere süs olarak heykel yapmalarından kolayca anlayabiliriz. İslam dininde, resim veya heykel yapmak suç degildir, heykel veya resimlere tapmak veya gayri ahlaki resim ve heykel yapmak günahtır. Bu konuyu daha önce birinci ciltte işlediğimden daha fazla izahatta bulunmadan, Vehhabilerin Kur’an’ı dikkate

almayarak, rivayetleri esas aldıklarını ve diğer inanç sahiplerinden bu konuda inançlarının farklı olmadığını vurgulamak istedim.

Hatta Muhammed b.Abdulvehhab, Tevhid isimli kitabında söyle demektedir:

 

[“Güya bir kimse Rasûlullah (sav)’in getirdiği şeylerle amel etse, fakat bu

sayılanlardan birini inkar etse kafir olmazmış! Böyle bir sonuca şaşmamak elde

degildir.” ayrıca “Rasûlullah (sav)’in getirdiği şeylerin bir kısmını tasdik edip de

bir kısmını yalanlayan kişi bütün alimlere göre kafirdir. Kur’an’ın bir kısmına iman

edip bir kısmını yalanlayan kimse de böyledir.”][6]

 

Bu sözleriyle, sünnetten herhangi bir şeyi kabul etmeyip red etmenin, Kur’an’ın bir kısmına iman edip bir kısmını yalanlamayla aynı şey olduğunu, dolayısıyla böyle bir kimsenin kafir olduğunu iddia etmektedir. Rasûlullah’ın sünnetinden kast ettigi de, Kütüb-i Sitte de ki rivayetlerle, bunlara ek olarak Ahmed İbn-i Hanbel’in “Müsned” isimli kitabında naklettigi rivayetlerdir. Kütüb-i Sitte de ki Rivayet ögretisinin ne durumda oldugunu, yazmış olduğum birinci kitapta bir çok örnekle gösterdim.

 

Kendileriyle diğer Sünni gruplar arasında ihtilaf konusu olan hususlara gelince:

 

 

1- “Esas delil, kitap (Kur’an ve Sünnet)tir. Akıl delil olamaz”, demeleri.

 

Bu ifadeleri gerçegi yansıtmamaktadır, Esas delil yalnız Kur’an’dır, sünnet ise Kur`ana bağlı ve onun onayladığı konuları Peygamberimizin açıklamasıdır. Yani Sünnet tek başına bir delil olmak durumunda değildir. Sünnetin Kur`anın içeriğini ters konular beyan etmesi kabul edilemez.

Zira Kur`an  öyle bir kitaptır ki bütün misalleri ihtiva ettigi gibi, öğretide batını (gizli) yönü olmayan açık ve kolay anlaşılabilen bir kitaptır. Bu konuda Kur’an’dan mealen:

- Andolsun biz bu Kûr’an’da, insanlara her çesit misâli türlü biçimlerde anlattık,

ama insanlardan çogu küfürde direttiler.  (17/89)

 

Görüldüğü gibi, Kur’an’da bütün misaller mevcut olup, aksini iddia etmek, Kur’an’da noksanlık olduğunu söylemektir. Böyle bir iddia ise Kur’an’ı inkar etmekten başka bir şey degildir. Kur’an’ı inkar ise islam dinine göre küfrün ta kendisidir.

Kur’an’la yetinmeyenler hakkında ise Kur’an’da şöyle denmiştir, mealen:

 

- Bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konuşmalı, ya da bize bir âyet (mûcize) gelmeli degil miydi?” Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik  (2/118)

 

Gerçekleri iyice bilmek isteyenler için, Kur’an’ın apaçık ayetleri yeterlidir. Kur’an, Allah’ın kelamı oldugu gibi, en üstün mucizenin kendisidir.

 

Kur’an kolay anlaşılır bir kitaptır. Bu hususta Kur’an’dan mealen:

 

- Andolsun biz Kur’an’ı ögüt almak için kolaylastırdık. Ögüt alan yok mudur? (54/22)


Akıl delil olmaz demelerine gelince, yaratıkların aklıyla din konmaz zira dini koyan
Allah’tır. Ancak akıl dini anlamak için şarttır. Aklını kullanmayanlar hakkında Kur’an’da söyle denmiştir, mealen:

 

- Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz ve (Allah) pisligi (azâbı ve rezilligi), akıllarını kullanmayanlara verir. (10/100)



                                                                            DEVAMI>>>
                                           

[1] (Kaynak: Prof. Muhammed Ebu Zehra, Ahmed _bn-i Hanbel,

Sayfa 240, Hilal Yayınları 1984 )

[2] (Kaynak: Prof. Muhammed Ebu Zehra, Ahmed ibn-i Hanbel,

Sayfa 242, Hilal Yayınları 1984 )

[3] (Kaynak: Prof. Muhammed Ebu Zehra, Ahmed _bn-i Hanbel, Sayfa 250, Hilal

Yayınları 1984 )

 

[4] (Kaynak: Prof. Muhammed Ebu Zehra, Ahmed ibn-i Hanbel, Sayfa 247, Hilal Yayınları 1984 )

[5] (Muhammed b Abdu’l-Vehhab, Çeviren Harun Ünal, Sayfa 134 Cilt II, Tevhid

Yayınları.)

 

[6] (Bak: Muhammed b Abdu’l- Vehhab, Çeviren Harun Ünal, Sayfa 149-175 Cilt I, Tevhid Yayınları. )

 
  Bugün 31 ziyaretçi bizimle..  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=